Uyarı

28 Eylül 2012 Cuma

Bölüm 9

Mattias kılıcı indirmek üzereyken kolumun altındaki bıçağı çıkardım ve ona engel oldun. Tek kaşını kaldırdı. “Demek hala karşı koyuyorsun, ha? Buna saygı duyuyorum, lakin daha fazla dayanabileceğini sanmıyorum.” Kılıcını tekrar savurdu, zor da olsa hamlesini savuşturmayı başardım. Zar zor nefes almaya başlamıştım, haklıydı, daha fazla dayanamayacaktım. Mattias hançerini çıkardı ve bana doğru savurdu, her defasında geri çekilmeyi başardım fakat sonuncuda hançer göğsümü sıyırıp geçti, ani bir yanma hissettim, dişlerimi sıktım. Ardından Mattias belindeki tabancayı çıkardı ve bana ateş etti. Kurşunun kaburgalarımın arasına saplandığını hissettim, can havliyle arkamdaki duvara yaslandım. Etraf kararıyordu, canım çok yanıyordu. Mattias tabancayı kafama dayadı. Aniden Mattias’ın ağzından kanlar gelmeye başladı, tabanca elinden kaydı, Mattias dizlerinin üzerine çöktü ve yana yığıldı. Gözleri cam gibi donuk bakıyordu. Mattias’ın arkasında Christopher vardı, çevik bir hareketle yanımda diz çöktü. Kendimi her an bayılacakmış gibi hissediyordum, Christopher beni tuttu. “Hekim nerede!” O sırada hekim köşeden çıktı, bir an etrafına bakındı, sonra kapıya doğru koşmaya başladı. Christopher hekimin yanına gitti ve onu yakasından kavradı, yanıma sürükledi.
“Kaçma!” diye kükredi öfkeyle.
Hekimi tam önüme, yere doğru fırlattı, hekimin elindeki çanta yere düştü ve içindekiler etrafa saçıldı.
“O iyileşecek, değil mi? İyi olduğunu söyle!” Hekim korku dolu gözlerle Christopher’a baktı. “Efendim..” diye mırıldandı korkuyla.
Christopher daha da öfkelendi.
“İşini yap! Ve onun iyileşeceğini söyle bana!” Hekim yalvaran gözlerle bana baktı.
Christopher’a baktım. “Christopher..” diye mırıldandım.
Bırak da gitsin. Bunu sen de biliyorsun.. Ben...” Öksürmeye başladım, ağzımdan kanlar akıyordu. O sırada hekim korkudan titreyerek ayağa kalktı ve elinden geldiğince hızlı bir şekilde odadan dışarı çıktı.
Christopher’ın gözlerinden yaşlar süzülüyordu.
“Hayır.. Ölmeyeceksin...” diye inledi, sesinde belirgin bir acı vardı.
“Lütfen.. Bunu bana yapamazsın. Seni yeni buldum, ben... Ben..”
Louié başını başka tarafa çevirmişti, bunu izlemeye katlanamıyordu, diğerleri de aynısını yapıyordu. Christopher elimi tuttu. “Hayır! HAYIR! O benim kardeşim! TEK VE BİRİCİK KARDEŞİM! O ÖLEMEZ!”
“Christopher.. Hatırlıyorum... Seni, babamı, William’ı, annemi.. Annemi..”
Gülümsedim. Her şeyi hatırlıyordum. Bir ailem vardı. Onlar her zaman çok yakındalardı... Kardeşimin yüzüne bir kez daha baktım. Babamınkine. Her taraf bulanıklaşıyordu, sesleri de artık algılamakta zorlanıyordum sanki her şeye suyun altından bakıyordum.
Christopher bana tabanca kullanmayı öğretiyordu.. William yine altını ıslatmıştı ve ağlamaya başlamıştı. Bütün ahali ayaktaydı. Gözümün önünde asılan suikastçıları boş gözlerle izliyordum. Neler olduğu hakkında en ufak bir fikrim bile yoktu. Bir suikastçının bana bıçak çekişini. Kardeşimin suikastçıya büyük bir öfkeyle ateş etmeye çabalamasını. Suikastçının gülerek kardeşimi yakalamasını. Farkında olmadan bıçağı çekişimi ve arkası dönük suikastçıya defalarca saplamamı. Christopher’ın şaşkın bakışları altında bıçağı suikastçının cesedinin üzerine atışımı.
Christopher’ın beni omuzlarımdan tuttuğunu, sarstığını ve bir şeyler söylediğini belli belirsiz hissettim. Ve son bir sahne daha gördüm. Ayağımın altındaki kiremit kayıyordu, Christopher yukarıdan bana elini uzatıyordu, annem onu tutmuştu ve aşağıya inmesine mani oluyordu.
Her şey birden yavaşlamıştı..
Annemin gözleri yaşlıydı. Sonra bana gülümseyen ustamı gördüm.. 
Ardından karanlık gelip bir kez daha her şeyi yuttu;
Ve sanırım, bu sonuncuydu.

2 yorum:

  1. Yanıtlar
    1. Ağustos ayının içinde. http://benbirsuikastciyim.blogspot.com/2012/08/baslangc.html

      Sil