Louié
kapıdan çıkar çıkmaz Philip’i boğazından tuttu ve duvara çarptı. Philip
boğazını sıkan elleri kavramıştı, zar zor nefes almaya çalışıyordu.
Louié,
“Seni şuracıkta öldürmememin tek nedeni kızımı düşünmemdendir. Sabrımı taşırma
yoksa sonun diğerleri gibi olur. Eğer bir daha kızımı kızdıracak ve ya üzecek
herhangi bir olay olursa bundan seni sorumlu tutarım ve sonrasında neler
olacağını sen de farkındasındır sanırım, ha? Ayağını denk al.” Philip’in
suratından terler süzülüyordu, şakaklarındaki damarlar iyice ortaya çıkmıştı.
Louié Philip’i bırakınca genç derin bir nefes aldı ve öksürmeye başladı. Louié
oradan ayrıldı ve karısının portresinin yanına gitti. “Haklıydın… Kızımız
yaşıyor Cath. Keşke burada olsaydın. Belki de beni şu an izliyorsundur. Kızımız
iyi olacak. İyileşecek, buna eminim.” Louié karısının resmine dokundu. “Seni
özledim. Hem de çok. Sensiz… Burası çok ıssız.” Durdu ve birkaç saniye resme
batı. Sonra odayı terk etti.
Philip,
“Belki de kız olmalıydım.” diye homurdandı. Boğazı acıyordu. Aslında kız
söylediklerinde tamı tamına haklıydı. Yanlış karar veren kişi Clind’dı. Ve
Jane. Diğerlerinin bir suçu yoktu. Hem suçu olsalar bile, onlar kardeşleriydi.
Bu yaptığı yüzsüzlükten başka bir şey değildi. İç çekti. Asla kendi başına
kararlar vermeyi başaramayacaktı. İstediği kadar yetenekli olsun, kendini
geliştirsin, gerekirse Mentor olsun, doğru kararlar veremedikçe bir yere
gelemezdi. İçgüdülerini takip etmelisin. Etmişti
işte, F’ryan! Ama sonuç yine aynıydı. Neyi yanlış yapıyordu? İçgüdüleri ona
kızı korumasını emretmişti, o da bunu yapmıştı. Anlayamıyordu. F’ryan bu işte
iyiydi, fakat onun verdiği tavsiyeye uysa da sonuç pek farklı olmamıştı. Bazen gereken sonucu alman için beklemen
gerekebilir. Sana öğretilen sabır, bunun içindir. “Bekleyelim bakalım. F’ryan
ne derse odur.”
Omuz
silkti. “Büyük usta.”
Laren
nefes nefeseydi. Ata atadı ve dörtnala sürmeye başladı. İki yanında Theodor ve
Gill vardı. Havada oklar süzülüyordu, duman her yeri kaplamıştı. Üçü de nefes
almaya çalışıyordu. Birden Theodor’un yanındaki evin duvarı çöktü ve Theodor
atla beraber yere yuvarlandı. Laren atını çevirdi, Theodor’u kolundan tuttu ve
yanına çekti. “İyi misin?”
“Evet.”
Sonunda ormana vardılar, sık ağaçlar yüzünden atlar yavaşlamak zorunda kaldı.
Atların boyunlarından köpük köpük terler süzülüyordu. Gill atından indi ve bir
ağacın altına oturdu. “Dinlenmemiz lazım. Herkes iyi mi?” Diğerleri de Gill’in
yanına oturdular.
Laren,
“Evet.”
Theodor,
“Ne oldu orada öyle? İçerisi birden tapınakçılar doldu.”
Laren,
“Bilmiyorum. Ama işin içinde o kızın olduğunu biliyorum. Sizce… Ölmüş müdür?”
Gill,
“Sanmam. Philip onunla gitti.”
Theodor
içini çekti, “Ne yapacağız?”
Gill
ağaca yaslandı ve gerindi. “Kızı ve Philip’i bulalım.”
Theodor,
“Nerede olduklarını biliyor musun?”
Gill,
“Tapınakçı Şatosu.”
Laren
arkasına yaslandı, “O nasıl olacak?”
Gill
omuzlarını silkti, “İçeri sızacağız.”
Etraf
karanlıktı. İki tane nöbetçi çatıda nöbet tutuyordu. Laren fırlatma
bıçaklarıyla ikisini de aynı anda yere devirdi. Gill çatıdan aşağıya sarktı ve
açık pencerenin pervazını yakaladı. Kendini hızlıca yukarı çekti. Çekmesiyle
karşısındaki kızı gördü. Üzerinde bir gecelik vardı, bakışları sertti. Elinde
bir hançer tutuyordu. Geldiğimi mi duydu?
Diye düşündü Gilan. Vay canına. Gill’in
içinde kızın elindekini kullanmayı çok iyi bildiğini söyleyen bir his vardı,
sonuçta bir suikastçıydı. Fakat kız ayakta durmakta zorluk çekiyormuş gibiydi,
tek eliyle duvardan destek alıyordu. Gill yavaş hareketlerle ve temkinli
hareketlerle içeri girdi. Kız Gill’in yüzünü gördü ve biraz olsun yumuşadı.
“Gill.” dedi. Gill de kızı tanımıştı. Kız Gill’i tanımasına rağmen bıçağı
bırakmadı. Her an tetikteydi.
Charlotte,
“Burada ne işin var Gill?”
Gill,
“Ben de aynı şeyi sana soracaktım.”
Charlotte,
“Uzun hikâye. Yalnız mısın?”
Gill
bir ıslık çaldı, ilk önce Laren içeri girdi, sonra Theodor pencerede göründü.
Charlotte,
“Buraya neden geldiniz?”
Laren,
“Seni ve Philip’i bulmak için.”
Charlotte,
“Philip’in nerede olduğunu bilmiyorum. Ama onu bulabiliriz. Dışarı çıkalım.
Size hiçbir şey yapamazlar.” Charlotte elini duvardan çektiği an düşecek gibi
oldu, Gill hızla onu yakaladı ve dengesini tekrar sağlaması için yardım etti.
Charlotte bıçağı bıraktı.
Charlotte,
“Lanet olası.”
Gill,
“Önemli değil. Bırak da sana yardım edeyim.” Gill kıza destek olarak odadan
dışarı çıkmasına yardım etti. Kapının yanında iki tane nöbetçi vardı. Onlar
odadan çıktıkları anda şaşkınlıkla başlarını çevirdiler. Silahlarına ellerini
uzattılar ama sonra bu berbat fikirden vazgeçtiler. Biri itiraz etmek için
ağzını açtı fakat Gill ona gözlerini dikince sustu. Merdivenlerden aşağı inmeye
başladılar. Birden karşılarına Christopher çıktı. Sinirli bir şekilde
Charlotte’a baktı. “Charlotte? Neden ortalıkta dolaşıyorsun? Neden yanında bir
sürü suikastçı var? Burası Tapınakçı Şatosu, suikastçılar merkezi değil.
Philip’in burada kalmasına zor izin verirken, sen üç kişinin daha mı gelmesine
izin veriyorsun? Bu mu yani?”
Charlotte,
“Hey.” dedi Charlotte.
“Onlara
ben izin vermedim, onlar geldiler. Bunu boşver de, Philip nerede?”
Christopher,
“Aşağıda. Ama onun yanına gidemezsin.”
Charlotte,
“Giderim, çekil önümden.”
Chistopher
içini çekti. “Gidemezsin Charlotte. İyi değilsin.”
Charlotte,
“Ben gayet iyiyim, bırak da gideyim Chris.”
Christopher,
“Sen hiçbir yere gitmiyorsun. Philip buraya gelebilir ama sen odanda
dinleneceksin.”
Charlotte,
“Peki bana kim engel oluyor?”
Christopher,
“Yaralısın, tam olarak iyileşmeden hiçbir yere gitmene izin veremem. Beni
anlıyor musun?”
Charlotte
içini çekti gözlerini devirdi.
“Pekâlâ..”
diye mırıldandı.
“Tamamen
iyileştiğimde merdivenin tırabzanını kafanda kıracağım bu arada, haberin
olsun.”
Ardından
merdivenleri tekrar çıkmaya başladı. Yarası acıyordu, dişini sıktı. Christopher
bunu fark etti ve Charlotte’ın itiraz etmesine bile fırsat tanımadan onu
kucakladı ve odaya götürdü. Gill, Laren ve Theodor da Philip’i bulmak için
aşağıya indiler. Her yerde Tapınakçılar vardı. Üçünü görünce birden
afalladılar. Fakat hemen ardından toparlandılar ve silahlarına davrandılar. İlk
önce Gill kılıcını çekti. Laren Hançerini çıkardı. O sırada gür bir ses bütün
odayı inletti.
“Durun!”
Bütün Tapınakçılar anında silahlarını geri çektiler. Suikastçılar tetikteydi.
“Eğer
onların kılına zarar verirseniz, hepinizi öldürürüm.” İri yarı ve asil
görünüşlü Tapınakçı Lideri odaya girdi. Suikastçılara selam verdi. “Ben
Charlotte’ın babası Louié LaPiere, memnun oldum.”
Şimdi
ise afallama sırası Gill, Laren ve Theodor’daydı.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder