Uyarı

6 Eylül 2012 Perşembe

Bölüm 7

Louié kapıdan çıkar çıkmaz Philip’i boğazından tuttu ve duvara çarptı. Philip boğazını sıkan elleri kavramıştı, zar zor nefes almaya çalışıyordu.
Louié, “Seni şuracıkta öldürmememin tek nedeni kızımı düşünmemdendir. Sabrımı taşırma yoksa sonun diğerleri gibi olur. Eğer bir daha kızımı kızdıracak ve ya üzecek herhangi bir olay olursa bundan seni sorumlu tutarım ve sonrasında neler olacağını sen de farkındasındır sanırım, ha? Ayağını denk al.” Philip’in suratından terler süzülüyordu, şakaklarındaki damarlar iyice ortaya çıkmıştı. Louié Philip’i bırakınca genç derin bir nefes aldı ve öksürmeye başladı. Louié oradan ayrıldı ve karısının portresinin yanına gitti. “Haklıydın… Kızımız yaşıyor Cath. Keşke burada olsaydın. Belki de beni şu an izliyorsundur. Kızımız iyi olacak. İyileşecek, buna eminim.” Louié karısının resmine dokundu. “Seni özledim. Hem de çok. Sensiz… Burası çok ıssız.” Durdu ve birkaç saniye resme batı. Sonra odayı terk etti.

Philip, “Belki de kız olmalıydım.” diye homurdandı. Boğazı acıyordu. Aslında kız söylediklerinde tamı tamına haklıydı. Yanlış karar veren kişi Clind’dı. Ve Jane. Diğerlerinin bir suçu yoktu. Hem suçu olsalar bile, onlar kardeşleriydi. Bu yaptığı yüzsüzlükten başka bir şey değildi. İç çekti. Asla kendi başına kararlar vermeyi başaramayacaktı. İstediği kadar yetenekli olsun, kendini geliştirsin, gerekirse Mentor olsun, doğru kararlar veremedikçe bir yere gelemezdi. İçgüdülerini takip etmelisin. Etmişti işte, F’ryan! Ama sonuç yine aynıydı. Neyi yanlış yapıyordu? İçgüdüleri ona kızı korumasını emretmişti, o da bunu yapmıştı. Anlayamıyordu. F’ryan bu işte iyiydi, fakat onun verdiği tavsiyeye uysa da sonuç pek farklı olmamıştı. Bazen gereken sonucu alman için beklemen gerekebilir. Sana öğretilen sabır, bunun içindir. “Bekleyelim bakalım. F’ryan ne derse odur.”
Omuz silkti. “Büyük usta.”

Laren nefes nefeseydi. Ata atadı ve dörtnala sürmeye başladı. İki yanında Theodor ve Gill vardı. Havada oklar süzülüyordu, duman her yeri kaplamıştı. Üçü de nefes almaya çalışıyordu. Birden Theodor’un yanındaki evin duvarı çöktü ve Theodor atla beraber yere yuvarlandı. Laren atını çevirdi, Theodor’u kolundan tuttu ve yanına çekti. “İyi misin?”
“Evet.” Sonunda ormana vardılar, sık ağaçlar yüzünden atlar yavaşlamak zorunda kaldı. Atların boyunlarından köpük köpük terler süzülüyordu. Gill atından indi ve bir ağacın altına oturdu. “Dinlenmemiz lazım. Herkes iyi mi?” Diğerleri de Gill’in yanına oturdular.
Laren, “Evet.”
Theodor, “Ne oldu orada öyle? İçerisi birden tapınakçılar doldu.”
Laren, “Bilmiyorum. Ama işin içinde o kızın olduğunu biliyorum. Sizce… Ölmüş müdür?”
Gill, “Sanmam. Philip onunla gitti.” 
Theodor içini çekti, “Ne yapacağız?”
Gill ağaca yaslandı ve gerindi. “Kızı ve Philip’i bulalım.”
Theodor, “Nerede olduklarını biliyor musun?”
Gill, “Tapınakçı Şatosu.”
Laren arkasına yaslandı, “O nasıl olacak?”
Gill omuzlarını silkti, “İçeri sızacağız.”

Etraf karanlıktı. İki tane nöbetçi çatıda nöbet tutuyordu. Laren fırlatma bıçaklarıyla ikisini de aynı anda yere devirdi. Gill çatıdan aşağıya sarktı ve açık pencerenin pervazını yakaladı. Kendini hızlıca yukarı çekti. Çekmesiyle karşısındaki kızı gördü. Üzerinde bir gecelik vardı, bakışları sertti. Elinde bir hançer tutuyordu. Geldiğimi mi duydu? Diye düşündü Gilan. Vay canına. Gill’in içinde kızın elindekini kullanmayı çok iyi bildiğini söyleyen bir his vardı, sonuçta bir suikastçıydı. Fakat kız ayakta durmakta zorluk çekiyormuş gibiydi, tek eliyle duvardan destek alıyordu. Gill yavaş hareketlerle ve temkinli hareketlerle içeri girdi. Kız Gill’in yüzünü gördü ve biraz olsun yumuşadı. “Gill.” dedi. Gill de kızı tanımıştı. Kız Gill’i tanımasına rağmen bıçağı bırakmadı. Her an tetikteydi.
Charlotte, “Burada ne işin var Gill?”
Gill, “Ben de aynı şeyi sana soracaktım.”
Charlotte, “Uzun hikâye. Yalnız mısın?”  
Gill bir ıslık çaldı, ilk önce Laren içeri girdi, sonra Theodor pencerede göründü.
Charlotte, “Buraya neden geldiniz?”
Laren, “Seni ve Philip’i bulmak için.”
Charlotte, “Philip’in nerede olduğunu bilmiyorum. Ama onu bulabiliriz. Dışarı çıkalım. Size hiçbir şey yapamazlar.” Charlotte elini duvardan çektiği an düşecek gibi oldu, Gill hızla onu yakaladı ve dengesini tekrar sağlaması için yardım etti. Charlotte bıçağı bıraktı.
Charlotte, “Lanet olası.”
Gill, “Önemli değil. Bırak da sana yardım edeyim.” Gill kıza destek olarak odadan dışarı çıkmasına yardım etti. Kapının yanında iki tane nöbetçi vardı. Onlar odadan çıktıkları anda şaşkınlıkla başlarını çevirdiler. Silahlarına ellerini uzattılar ama sonra bu berbat fikirden vazgeçtiler. Biri itiraz etmek için ağzını açtı fakat Gill ona gözlerini dikince sustu. Merdivenlerden aşağı inmeye başladılar. Birden karşılarına Christopher çıktı. Sinirli bir şekilde Charlotte’a baktı. “Charlotte? Neden ortalıkta dolaşıyorsun? Neden yanında bir sürü suikastçı var? Burası Tapınakçı Şatosu, suikastçılar merkezi değil. Philip’in burada kalmasına zor izin verirken, sen üç kişinin daha mı gelmesine izin veriyorsun? Bu mu yani?”
Charlotte, “Hey.” dedi Charlotte.
“Onlara ben izin vermedim, onlar geldiler. Bunu boşver de, Philip nerede?”
Christopher, “Aşağıda. Ama onun yanına gidemezsin.”
Charlotte, “Giderim, çekil önümden.”
Chistopher içini çekti. “Gidemezsin Charlotte. İyi değilsin.”
Charlotte, “Ben gayet iyiyim, bırak da gideyim Chris.”
Christopher, “Sen hiçbir yere gitmiyorsun. Philip buraya gelebilir ama sen odanda dinleneceksin.”
Charlotte, “Peki bana kim engel oluyor?”
Christopher, “Yaralısın, tam olarak iyileşmeden hiçbir yere gitmene izin veremem. Beni anlıyor musun?”
Charlotte içini çekti gözlerini devirdi.
“Pekâlâ..” diye mırıldandı.
“Tamamen iyileştiğimde merdivenin tırabzanını kafanda kıracağım bu arada, haberin olsun.”
Ardından merdivenleri tekrar çıkmaya başladı. Yarası acıyordu, dişini sıktı. Christopher bunu fark etti ve Charlotte’ın itiraz etmesine bile fırsat tanımadan onu kucakladı ve odaya götürdü. Gill, Laren ve Theodor da Philip’i bulmak için aşağıya indiler. Her yerde Tapınakçılar vardı. Üçünü görünce birden afalladılar. Fakat hemen ardından toparlandılar ve silahlarına davrandılar. İlk önce Gill kılıcını çekti. Laren Hançerini çıkardı. O sırada gür bir ses bütün odayı inletti.
“Durun!” Bütün Tapınakçılar anında silahlarını geri çektiler. Suikastçılar tetikteydi.
“Eğer onların kılına zarar verirseniz, hepinizi öldürürüm.” İri yarı ve asil görünüşlü Tapınakçı Lideri odaya girdi. Suikastçılara selam verdi. “Ben Charlotte’ın babası Louié LaPiere, memnun oldum.”
Şimdi ise afallama sırası Gill, Laren ve Theodor’daydı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder