Yataktan kalktım.
Kendimi gayet iyi hissediyordum. Suikastçı kıyafeti başucumda katlanmış bir
şekilde duruyordu. Üstünde de Gizli Bıçak’lar koyulmuştu. Hemen üstümü
giyindim. Başlığı kafama geçirdim. Dışarı çıktığımda genelde orada bekleyen
muhafızları göremedim. Omuz silktim. Philip’i ve diğerlerini bulmak için
merdivenlere yöneldim. Salona indim, babam oradaydı. Yanında başka bir
Tapınakçı Lideri görünce şaşırdım, babama silah doğrultmuştu ve etrafta bir
sürü Tapınakçı vardı. Ben içeri girdiğimde hepsinin bakışları birden bana doğru
döndü.
Tapınakçı Lideri,
“Karar ver Louié. Biz mi, yoksa o pislikleri mi tercih edeceksin?”
Babam, “Kızımın
saçının teline dahi zarar veremezsin Claudio. Diğerlerine ne istersen
yapabilirsin ama kızıma sakın dokunayım deme.”
Onlara doğru
yaklaştım. “Ne? Hayır, bu olmayacak.”
Claudio bana
aldırmadı, “Kabul ediyorum. Sonunda anlaştığımıza sevindim.”
“Hayır dedim!” diye
bağırdım, bu da neydi böyle?
O sırada üst kattan
biri atladı, sırtı bana dönük bir şekilde önüme düştü.
Gilan, “Neler
oluyor burada?” dedi yavaşça.
Claudio’nun
silahının ucu hala babama dönüktü.
Biri üst kattan bir
ok fırlattı ve Claudio’nun silah tutan eline saplandı. Claudio feryat etti ve
silahını yere düşürdü.
Gilan, “Tekrar
soruyorum, neler oluyor burada?”
Claudio birden
gülmeye başladı, “Öldürün onları! Louié’de dâhil! Hepsini!” Tapınakçılar
kılıçlarını çektiler ve hiç tereddüt etmeden bize saldırdılar. Bıçakları
çıkardım ve bana doğru gelen tapınakçıya sapladım. Adamı yere bıraktım ve bir
başkasına yöneldim. Adam yüzünde sinsi bir gülümseme vardı. “Yazık olacak...
Senin gibi birinin ölmesi.. Her neyse.” Kılıcını çekti ve bana savurdu.
Hamlesini savuşturdum ve Bıçaklardan birini ona saplamaya çalıştım. Beni
bileğimden tuttu ve karnıma tekmeyi geçirdi. Dişlerimi sıktım. Dostum, işte bu
acıttı. İnleyerek geri çekildim. Kaşlarımı çattım. Adam bir yerlerden tanıdık
geliyordu. “Kimsin sen?”
Adamın gözleri bir
an öfkeyle parladı. “Sen benim kardeşimi öldürdün. Tanıdık gelmiyor mu?”
“Sen... Mattias?”
dedim tereddütle.
“Aferin. Bunca yıl
intikam almak için bekledim ve sen Louié’nin kızı çıkıyorsun.” Başını salladı.
“İnanamıyorum.”
Bıçakları geri
çektim ve kılıcımı çıkardım.
“Ben de inanamıyorum doğrusu. Sen ölmemiş
miydin Mattias? En son gördüğümde bir yerden aşağı yuvarlanmakla meşguldün.”
Mattias, “Şimdi sen
bir yerlerden aşağı yuvarlanacaksın, göğün yedinci katından!”
“Pekâlâ, sen nasıl
istersen.” İlk hamlesini savuşturdum ve kılıcı ona doğru savurdum. Birden onun
da bu hamleyi beklediğini fark ettim, fakat biraz gecikmiştim. Kılıcı ölümcül
bir açıyla bana doğru savurdu. Hemen yana kaydım, kılıç kolumu sıyırdı ve
geçti. Dişlerimi sıktım. “Ne zaman bu kadar iyi dövüşür oldun, Mattias?”
“Tek umduğum senden
daha iyi olmaktı.” Kılıcını güçlü bir şekilde benimkine doğru savurdu, ardından
tökezlememi fırsat bilerek kılıcın kabzasını karnıma geçirdi. Birden nefesim
kesildi, kılıcı yere düşürdüm. Geriye sendeledim, yara yeniden kanamaya
başlamıştı.
“Bir gün tekrar
karşılaşacaktık, bunu biliyordum. Bu fırsatı değerlendirmeliydim, değil mi?”
Mattias yaklaştı,
kılıcı havaya kaldırdı. Gülümsüyordu.
“Elveda,
Charlotte.”
Okumu ve yayımı
kullanarak birkaç tapınakçıyı vurdum, fakat böyle bir ortamda pek de kullanışlı
değillerdi tabii ki.
“Sorun değil..”
diye mırıldandım kendi kendime.
Bıçaklarımı
çıkardım ve önümdeki adamları teker teker yere serdim. Claudio, Louié ile
dövüşüyordu, Laren ve Theador da diğerleriyle uğraşıyordu. O sırada içeri
Christopher daldı. Elindeki tabancayla birkaç tapınakçıyı indirdi. Sonra
babasının Claudio ile dövüştüğünü gördü. Dikkatlice nişan aldı ve tek kurşunla
Claudio’yu yere serdi. Sonra kılıcını çekti ve etrafındaki tapınakçıları
temizlemeye koyuldu. Her yer kanla kaplanmıştı. Karmaşanın içinde Charlotte’ı
aradım. Onu gördüğümde duvara yaslanmıştı ve kıyafetleri kan içindeydi. Başında
Mattias duruyordu. Kılıcını havaya kaldırmıştı.
“Hayır!” diye
bağırdım, Charlotte’ın o haliyle savaşmasına imkân yoktu, hala tam olarak
iyileşmemişti.
Öne atıldım ama
Mattias kılıcını indiriyordu. Yetişemeyecektim. Islık çaldım. Christopher döndü
ve baktı. Gözleri kocaman açıldı, karşısındaki tapınakçıya sert bir tekme attı
ve oraya yöneldi.
“Charlotte!”
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder