Uyarı

28 Eylül 2012 Cuma

Bölüm 8

Yataktan kalktım. Kendimi gayet iyi hissediyordum. Suikastçı kıyafeti başucumda katlanmış bir şekilde duruyordu. Üstünde de Gizli Bıçak’lar koyulmuştu. Hemen üstümü giyindim. Başlığı kafama geçirdim. Dışarı çıktığımda genelde orada bekleyen muhafızları göremedim. Omuz silktim. Philip’i ve diğerlerini bulmak için merdivenlere yöneldim. Salona indim, babam oradaydı. Yanında başka bir Tapınakçı Lideri görünce şaşırdım, babama silah doğrultmuştu ve etrafta bir sürü Tapınakçı vardı. Ben içeri girdiğimde hepsinin bakışları birden bana doğru döndü.
Tapınakçı Lideri, “Karar ver Louié. Biz mi, yoksa o pislikleri mi tercih edeceksin?”
Babam, “Kızımın saçının teline dahi zarar veremezsin Claudio. Diğerlerine ne istersen yapabilirsin ama kızıma sakın dokunayım deme.”
Onlara doğru yaklaştım. “Ne? Hayır, bu olmayacak.”
Claudio bana aldırmadı, “Kabul ediyorum. Sonunda anlaştığımıza sevindim.”
“Hayır dedim!” diye bağırdım, bu da neydi böyle?
O sırada üst kattan biri atladı, sırtı bana dönük bir şekilde önüme düştü.
Gilan, “Neler oluyor burada?” dedi yavaşça.
Claudio’nun silahının ucu hala babama dönüktü.
Biri üst kattan bir ok fırlattı ve Claudio’nun silah tutan eline saplandı. Claudio feryat etti ve silahını yere düşürdü. 
Gilan, “Tekrar soruyorum, neler oluyor burada?”
Claudio birden gülmeye başladı, “Öldürün onları! Louié’de dâhil! Hepsini!” Tapınakçılar kılıçlarını çektiler ve hiç tereddüt etmeden bize saldırdılar. Bıçakları çıkardım ve bana doğru gelen tapınakçıya sapladım. Adamı yere bıraktım ve bir başkasına yöneldim. Adam yüzünde sinsi bir gülümseme vardı. “Yazık olacak... Senin gibi birinin ölmesi.. Her neyse.” Kılıcını çekti ve bana savurdu. Hamlesini savuşturdum ve Bıçaklardan birini ona saplamaya çalıştım. Beni bileğimden tuttu ve karnıma tekmeyi geçirdi. Dişlerimi sıktım. Dostum, işte bu acıttı. İnleyerek geri çekildim. Kaşlarımı çattım. Adam bir yerlerden tanıdık geliyordu. “Kimsin sen?”
Adamın gözleri bir an öfkeyle parladı. “Sen benim kardeşimi öldürdün. Tanıdık gelmiyor mu?”
“Sen... Mattias?” dedim tereddütle.
“Aferin. Bunca yıl intikam almak için bekledim ve sen Louié’nin kızı çıkıyorsun.” Başını salladı. “İnanamıyorum.”
Bıçakları geri çektim ve kılıcımı çıkardım.
 “Ben de inanamıyorum doğrusu. Sen ölmemiş miydin Mattias? En son gördüğümde bir yerden aşağı yuvarlanmakla meşguldün.”
Mattias, “Şimdi sen bir yerlerden aşağı yuvarlanacaksın, göğün yedinci katından!”
“Pekâlâ, sen nasıl istersen.” İlk hamlesini savuşturdum ve kılıcı ona doğru savurdum. Birden onun da bu hamleyi beklediğini fark ettim, fakat biraz gecikmiştim. Kılıcı ölümcül bir açıyla bana doğru savurdu. Hemen yana kaydım, kılıç kolumu sıyırdı ve geçti. Dişlerimi sıktım. “Ne zaman bu kadar iyi dövüşür oldun, Mattias?”
“Tek umduğum senden daha iyi olmaktı.” Kılıcını güçlü bir şekilde benimkine doğru savurdu, ardından tökezlememi fırsat bilerek kılıcın kabzasını karnıma geçirdi. Birden nefesim kesildi, kılıcı yere düşürdüm. Geriye sendeledim, yara yeniden kanamaya başlamıştı.
“Bir gün tekrar karşılaşacaktık, bunu biliyordum. Bu fırsatı değerlendirmeliydim, değil mi?”
Mattias yaklaştı, kılıcı havaya kaldırdı. Gülümsüyordu.
“Elveda, Charlotte.”

Okumu ve yayımı kullanarak birkaç tapınakçıyı vurdum, fakat böyle bir ortamda pek de kullanışlı değillerdi tabii ki.
“Sorun değil..” diye mırıldandım kendi kendime.
Bıçaklarımı çıkardım ve önümdeki adamları teker teker yere serdim. Claudio, Louié ile dövüşüyordu, Laren ve Theador da diğerleriyle uğraşıyordu. O sırada içeri Christopher daldı. Elindeki tabancayla birkaç tapınakçıyı indirdi. Sonra babasının Claudio ile dövüştüğünü gördü. Dikkatlice nişan aldı ve tek kurşunla Claudio’yu yere serdi. Sonra kılıcını çekti ve etrafındaki tapınakçıları temizlemeye koyuldu. Her yer kanla kaplanmıştı. Karmaşanın içinde Charlotte’ı aradım. Onu gördüğümde duvara yaslanmıştı ve kıyafetleri kan içindeydi. Başında Mattias duruyordu. Kılıcını havaya kaldırmıştı.
“Hayır!” diye bağırdım, Charlotte’ın o haliyle savaşmasına imkân yoktu, hala tam olarak iyileşmemişti.
Öne atıldım ama Mattias kılıcını indiriyordu. Yetişemeyecektim. Islık çaldım. Christopher döndü ve baktı. Gözleri kocaman açıldı, karşısındaki tapınakçıya sert bir tekme attı ve oraya yöneldi.
 “Charlotte!”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder