Uyarı

6 Eylül 2012 Perşembe

Geçmiş 7

Ona söylemeliyim. William. Ona söylemeliyim. Tam o sırada atımın bacağına bir ok saplandı ve at yere yuvarlandı. Ben de atla birlikte yere düştüm. Tam sırası. Aceleyle ayağa kalktım ama biri beni arkadan tuttu ve oldukça keskin bir bıçağı boğazıma dayadı.
“Nereye gittiğini sanıyorsun Lane?” Bu sesi tanıyordum.
“William. Dur, ne yaptığını bilmiyorsun.”
“Ne yaptığımı gayet iyi biliyorum. Diğerlerine söyleyemeyeceksin.”
“Söylemeyeceğim. Beni dinle. Dur!”
“Üzgünüm Lane.” Bıçağı boğazımdan çekti ve aynı anda sırtımda derin bir acı hissettim. Yere yığıldım. Karanlık. Etraf bulanıklaşıyordu, artık etrafı düzgün göremiyordum. “Kız… O… Kardeşin…”
“Kanımı… Yer… De… Bırakma… Bul… Onu… Ve… Bitir. Bul.. Kardeşin… Will… Kız…” Sesimin duyulduğundan emin değildim, konuşmakta zorlanıyordum. Azıma dolan kanları tükürmeye çalışıyordum. Karanlık zihnimi sarıyordu, görevimi yerine getirip getiremeyeceğimi bilmiyordum. Birinin benimle konuştuğunu duyumsadım ama ne dediğini anlamıyordum. Ve her yer sonsuz bir karanlığa gömüldü.

Annem içeriden yalvaran gözlerle bana baktı. “Saklan, Lane. Bana bir şey olmaz.” Tereddüt ettim ama sonra koştum ve mutfağa saklandım. Kapıyı iki santim kadar bir genişlik kalacak şekilde kapattım ve içeriyi gözlemeye başladım. En sonunda kapı kırıldı ve iriyarı bir adam içeriye daldı. Suratında çarpık bir gülümseme vardı. Yavaş adımlarla anneme doğru yaklaşıyordu. “Evde başkası var mı?”
Annemin gözlerine en ufak bir korku yoktu. “Yok.”
Adam gittikçe yaklaşıyordu. “Emin misin?” Annem kıpırdamadı. Başını hafifçe salladı.
“Harika.” Adam annemi itti ve annem yere düştü. Adam kılıcını çıkardı. “Son bir sözün var mı?” Annem hafifçe doğruldu ve adamın çizmelerine tükürdü. Adam öfkeyle bir şeyler söyledi ve kılıcını indirdi. Bir anda her yer kanla kaplandı. İstemeden hafifçe bir inleme çıkardım. Korkuyla ağzımı kapattım ve kapıdan çekildim. Ayak sesleri yaklaşıyordu. İki metre. Bir metre. Hızla tezgâhın üzerindeki bıçağı kaptım. Ellerim titriyordu. Bıçağı arkama sakladım. Kapı gürültüyle açıldı. “Burada kim varmış?”
Kılıcını kınına soktu. “Demek annen senin burada olduğunu söylemeyi unuttu.”
“Bir anne hiç kendi çocuğunu unutur mu?” Adam gittikçe yaklaşıyordu. Bıçağı o kadar sıkı tutuyordum ki eklem yerlerim bembeyaz olmuştu. Adam yeteri kadar yaklaşmıştı, fırsattan istifade ederek bıçağı savurdum ama elimi yakaladı. Cık cık etti. “Çok kötü bir seçim.” Bileğimi yavaş yavaş bükmeye başladı.” Acıyla bağırdım. Bıçağı yere düşürdüm. Keskin bir çatırtı duyuldu. Resmen kıvranıyordum, ama adam elimi mengene gibi kavramıştı ve bırakmıyordu. Gözlerimi kapattım ve dişlerimi sıktım. O sırada elimi bıraktığını hissettim. Gözlerimi açıp bakınca karşımda birinin durduğunu gördüm. Kolunun altından bir bıçak çıkıyordu ve bıçak kanlıydı. Elinin ufak bir hareketiyle bıçağı geri çekti. Az önce karşımda duran adam şimdi cansız bir şekilde yerde yatıyordu. Diğeri eğildi ve adamın gözlerini kapattı. “Huzur içinde yat.” Sonra kalktı ve bana döndü. “İyi misin?” Olumsuz şekilde başımı salladım. Hemen yanıma geldi. Adamın kırdığı bileğimi nazikçe tuttu. Elim sanki cansız bir uzuvmuş gibi sarkıyordu. “Evde kolunu boynuna destekleyebileceğim bir şey var mı?” Kenardaki paçavrayı ona uzattım. Paçavrayı boynumdan geçirdi ve kolumun altından sıkıca bağladı. “Benimle gel.” Evden dışarı çıktık, kapıda bir at bekliyordu. Atın rengi herhalde beyazdı ama gövdesindeki kirden ve yaralardan pek belli olmuyordu. Benim ata binmeme yardım etti, sonra kendi de bindi. “Nereye gidiyoruz?”
“Suikastçı sığınağına.”
“Sen… Bir suikastçı mısın?” dedim betim benzim atarak.    
“Evet.”

Atı durdurdu ve inmeme yardım etti. Bir yere girdik. Etrafta bir sürü insan vardı. Hepsi de birbirine benziyordu, başlarında bir kapüşon vardı ve yüzlerinin büyük kısmı görünmüyordu. Adam onu bir kızın önüne getirdi. “Jane, bileğini kırmış. Onunla ilgilenmeni istiyorum.
“Tabii ki Mentor.”
Kız benle bir süre ilgilendikten sonra dikkatli olman hakkında bir şeyler söyledi ve gitti. Ben de etrafta gezinmeye başladım. Üst katta kapısı hafifçe açık olan bir oda vardı. Kendime hâkim olamadım ve içeri baktım. İçeride beni kurtaran suikastçıyı gördüm, bıçağını biliyordu. “İçeri gel.” Dedi bir anda. İrkildim. Burada olduğumu nereden biliyordu? Temkinli adımlarla içeri girdim. Bana döndü. “Adın ne?”
“Lane.”
“Başkalarının işlerine burnunu sokmamayı öğrenmelisin Lane. Herkes sana benim kadar iyi davranmayabilir.” Konuşmadım, haklıydı. Başımı hafifçe salladım.
“Baban nerede?”
“Öldü.”
“Nasıl?”
“Bir gün ortadan kayboldu… Geri gelmedi. Cesedini ormanda buldular.” Başını salladı.
“Anneni kaybetmene üzüldüm. Zamanında yetişemediğim için bağışla beni.”
Başımı kaldırdım, “Bağışlanacak bir şey yok. Gelmek zorunda değildin, beni kurtarmak zorunda da değildin. Bunun için sana borçluyum. Beni çırağın olarak kabul et, usta.” Tek dizimin üzerine çöktüm. Suikastçı elini omzuma koydu. 
“Bana F’ryan de evlat. Resmiyetin mecburiyeti yok. Çırağım olmak istiyorsan çok çalışmalısın. Bunu gerçekten istiyor musun?” F’ryan’ın gözlerine baktım.
“Ailemin intikamını almak istediğim kadar.”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder