Uyarı

6 Eylül 2012 Perşembe

Bölüm 6

Philip Jane’i etkisiz hale getirmişti, ancak geç kalmıştı. Jane kılıcını resmen kızın içinden geçirmişti. Jane’i bıraktı ve kızın yanına eğildi, onu omuzlarından sarstı. “Uyan! Sakın gözlerini kapatma! Lütfen!” Kızın hafifçe gülümsediğini gördü.
“Ölemezsin!” diye inledi, kız ona bu haliyle aynen F’ryan’ı hatırlatıyordu. Kızı tekrar sarstı. O sırada içerisi bir anda Tapınakçılarla doldu. Tapınakçının biri öfkeyle “Charlotte!” diye bağırıyordu. Birden Philip’i gördü ve yanına koştu. Genç Suikastçının yakasını kavradı.
“Ne oldu ona!” diye bağırdı öfkeyle.
“Yaralandı, kılıçla. Karnından.” diye yanıt verdi Philip, nefes alıp verişi birisi yakasını kavrıyorken hayli zorlaşmıştı. Tapınakçı onu bıraktı ve nazikçe Charlotte’ı tuttu, hafifçe doğrulttu.
“Charlotte! Ne olur uyan. Seni yeni buldum. Tekrar kaybedemem.” dedi, hemen ardından bana döndü. “Sen kim oluyorsun?” diye sordu kaşlarını çatarak.
“Kardeşi, arkadaşı, yoldaşı. Peki sen?” diye sordu Philip tek kaşını kaldırırken.
“Kardeşi.” dedi ters ters. “Onu taşımama yardım edersin o halde?”
İki kişi kızı omuzladılar ve dışarı çıkardılar. Herkes her yerdeydi, Suikastçılar ve Tapınakçılar birbirine karışmışlardı. Her yer kan gölüne dönmüştü. Karmaşanın olmadığı bir yere taşıdılar kızı, Tapınakçı yanında taşıdığı sargı bezini ve bir matara suyu çıkardı. Önce yarayı temiz suyla yıkadı, sonra güzelce sardı. “Ölmene izin vermeyeceğim. Kesinlikle ölmeyeceksin. Ölemezsin.”
Şaşırmıştım. Kızın bir ailesi vardı. Tapınakçı bir aile, suikastçı bir evlat.
“Sen cidden onun öz kardeşi misin?” diye sordum.
Tapınakçı bana baktı. “Evet. Bununla bir sorunun mu var yoksa?”
“Ah, hayır, tabii ki de hayır. Benim değil ama başkalarının olabilir.” diye yanıt verdi aceleyle.
“Olabilir.” dedi Tapınakçı. “Ve bu onları hiç mi hiç ilgilendirmez.”
“Adın ne?” diye sordu Philip.
“Christopher.”
“Ben Philip. Philip Undertree.”
“Pekâlâ, Philip. Başın belaya girebilir. İstersen geri dön.”
“Hayır.”
“Sen benimle gelemezsin. Sen bir Suikastçısın.”
Elimle kızı gösterdim. “O da öyle.”
“O, Tapınakçı Liderinin kızı.”
Philip Tapınakçıya bakakaldı. “Tapınakçı Liderinin.. Kızı mı dedin sen?” dedi şaşkınlıkla. Sıradan bir Tapınakçı olduğunu düşünmüştü, fakat Tapınakçı Lideri?
“Ciddi olamazsın.” dedi, bu sırada gözünün ucuyla kıza bakıyordu.
“Louié LaPiere’in kızı Charlotte LaPiere o.”
“Yine de, umurumda bile değil. Öldürülecek olsam bile. O benim kardeşim, her zaman yanında olacağım ben onun.” diye karşılık verdi, yaşadığı ani şaşkınlığı üzerinden atmıştı, kendinden emin ve kararlı gözüküyordu.
Christopher omuz silkti. “Nasıl istersen. Ben seni uyardım. Seni savunurum, ama sonun kötü olursa beni suçlama.”
Christopher bir ıslık çaldı ve kömür gibi kara bir at dörtnala buraya doğru koşmaya başladı. Charlotte’ı ata bindirdi. “Ahırlar nerede?” diye sordu.
“Ben atları getiririm, sen Charlotte’a bak.” diye yanıt verdi Philip ve ahırlara doğru koştu, ama ahırlar alev almaktaydı. Atlar dışarı çıkmıştı etrafa dağılmış, panik halde kaçmaya çalışıyorlardı. Karmaşanın içinden atımı ve Fabio’nun eski atını buldum, Fabio’nun atına “Beni takip et.” dedim emreden bir tonda ve kendi atıma binerek Charlotte ile Christopher’ın yanına gittim. Christopher ile atlarımızı Tapınakçı şatosuna sürdük. Bir gün buraya savaştan öte bir sebep için gideceğim daha önceden hiç aklıma gelmemişti. Bir yanım eve dönüp diğer suikastçılara yardım etmek, bir yanım da Charlotte’ın yanında olmak istiyordu. İçimdeki karmaşayı bir süreliğine rafa kaldırdım, zaten bir süre sonra onunla tekrar ilgilenmek zorunda kalacaktım.

Vardığımızda Christopher hemen attan atladı ve kızı kucaklayarak hızlı adımlarla surlardan içeri girdi. Benimse etrafımı tapınak şövalyeleri sarmıştı. Kılıcımın kabzasını kavradım. İçerden Cristopher’ın sesi geldi, “O benimle.” Şövalyeler tereddüt etseler de emre uydular ve önümden çekildiler. Christopher’ın ardından gittim. Merdivenleri çıktık, o sırada saçlarına kır düşmüş, orta yaşlı bir adam koşarak yanımıza geldi. Bana bakmıyordu bile.
Christopher, “Baba, yaralandı. Çok kan kaybediyor, yarayı sardım ama sargı çoktan ıslandı.” dedi adamın gözlerinin içine bakarak.
“Onu benim odama götür. Askerlere söyle hekimi buraya getirsinler. O ölmeyecek.” diye yanıt verdi adam, o sırada beni fark etti. Kaşlarını çattı. “Bu Suikastçının burada ne işi var Christopher!” diye gürledi adeta.
“Charlotte’ın arkadaşı. Bırak da burada kalsın.” diye yanıtladı Christopher sakince.
“Sanki çok kolay bir şeymiş gibi söylüyorsun bunu. O bir Suikastçı, burada kalamaz o! Ya defolup gider ya da ölür! Bu konuda bir şey yapmamı bekleyemezsin benden!”
Christopher, “Evet beklerim. Çünkü yapabilirsin. Yapabileceğinin farkındayım.”
 “Başımı belaya sokacaksın Christopher.” dedi adam, fakat bu tartışmayı daha fazla sürdürmeyecekti, bir süreliğine burada kalmasına izin vermişti. Birlikte kızı odaya taşıdılar, hekim geldi. Kızın yarasını yıkadı, temizledi ve tekrardan sardı.
Hekim, “Hala hayatta olması inanılmaz bir şey. İmkânsız sanırdım, ama bu kız yaşayacak, Efendim. Kızınız da sizin gibi sağlam. Tamamen iyileşmesi aylar alabilir, ama iyileşecek. Sizi temin ederim.” Ardından çantasını da alıp odadan çıktı. Adam Charlotte’ın başlığını çıkardı ve yüzünü okşadı. “Bir tanem. Seni bulmak için o kadar uğraşmıştım ki. Sen bizi buldun, Suikastçı ya da Tapınakçı olman bir şeyi değiştirmiyor, seni her zaman çok seveceğim. Sen benim kızımsın.”

 “Bir kere de bırakın… Öleyim…” dedi kız fısıldayarak. Olayın üzerinden yaklaşık iki hafta geçmişti.
Christopher, “Ölmesine öl, ama o kaltağın elinde ölmene izin veremezdik.”
Charlotte zar zor gözlerini açtı, “Christopher?” dedi şaşkınlıkla.
“Neredeyim ben?”
 “Tapınakçı Şatosu.” diye yanıt verdi Louié.
“Ne? Benim burada ne işim var?”
Louié, “Evindesin, hayatım.”
Kızın kaşları çatılmıştı. “Ne?”
“Ba.. Baba?”
Louié gülümsedi. “Evet hayatım.”
“Sen Suikastçı Üssüne saldırı yaptın. Neden yaptın bunu? Ne oldu, hemen anlatsın bana biri.” dedi öfkeyle, doğrulmaya çalıştı, ardından karnını tutarak acıyla inledi, gerisingeri yatağa uzandı.
Christopher, “Her iki taraf da çok büyük kayıplar verdi. Clind öldü. Jane ve diğerleri. Bazıları kurtuldular ama ölenler fazlalıkta.”
“Philip? Senin burada işin ne?”
Philip, “Seni kurtarmak için Christopher ile buraya getirdik.”
“Bunu yapmamalıydın! Ben bunca şeye değmem. Onlara yardım etmeliydin. Onlar kardeşlerimiz.”
Philip, “Onlar seni öldürüyorlardı.”
“Beni öldürmek için bir nedenleri vardı.” dedi Charlotte, ardından öksürmeye başladı.
Philip, “Hayır, yoktu. Onlar haksızdı.” dedi inatla.
“Onların inandıkları bir nedenleri vardı ve emirlere uyuyorlardı. Onların yardıma ihtiyacı vardı.” diye yanıt verdi kız zayıf bir sesle.
Philip, “Seni kurtardım, daha ne istiyorsun?”
“Beni kurtarmamış olmanı.”
Louié, “Tamam, yeter artık. Charlotte’ı bırakın da biraz dinlensin.” Tehdit dolu bakışlarla Philip’i süzdü. Ve herkes odadan çıktı.
Charlotte kendini berbat hissediyordu. Zaten yarası bütün enerjisini tüketiyordu ve kendini çok yorgun hissediyordu. Üstüne üstlük aldığı haber de pek parlak sayılmazdı. O çatıdan düşüp hafızasını kaybettiği için lanetler okuyordu. O zaman her şey daha iyi olabilirdi. Böyle bir olayın başlarına gelmesi yerine, Tapınakçı olmayı bile yeğliyordu. Gözlerini kapattı ve kısa bir süre içerisinde kâbuslarla dolu uykusuna geri döndü.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder