O... Nefes alıyor! O yaşıyor! Bu imkansız, Tanrım,
olanaksız! O... O ölmüştü!
Telif hakları kanununa göre, bu eser yazarın kendisi tarafından izin alınmadıkça kopyalanamaz, kişiler ve karakterler değiştirilip yayınlanamaz. İyi okumalar.
Uyarı
13 Aralık 2012 Perşembe
10 Kasım 2012 Cumartesi
Bölüm 10
Mattias yere
yığıldı, hemen Charlotte’ın yanına çömeldim. Her tarafı kan içindeydi, zar zor
nefes alıyordu.
“Hekim nerede!”
diye bağırdım, o sırada hekim köşeden çıktı ve kapıya doğru koşmaya başladı.
Öfkeyle ayağa kalktım ve hekimi kapıya ulaşamadan yakaladım. Charlotte’ın
yanına kadar sürükledim. “Kaçma!” Hekimi yere fırlattım, elindeki çanta açıldı
ve içindekiler etrafa saçıldı.
“O iyileşecek,
değil mi? İyi olduğunu söyle!”
Hekim korku dolu
gözlerle bana baktı.
“Efendim...”Gözlerimin
dolduğunu hissettim.
“İşini yap! Ve onun
iyileşeceğini söyle bana!” diye bağırdım, boğazıma bir yumru oturmuştu. O anda,
Charlotte zor duyulan bir sesle konuşmaya başladı.
“Christopher..
Bırak da gitsin.” Dedi yavaşça.
“Bunu sen de
biliyorsun.. Ben...” Cümlesi yarıda kesildi ve öksürmeye başladı, ağzından
kanlar akıyordu. O sırada hekim titreyerek ayağa kalktı, ona aldırmadım.
Gözlerimden yaşların süzüldüğünü hissediyordum. Kelimeler boğazımda
takılıyordu. “Hayır.. Ölmeyeceksin... Lütfen.. Bunu bana yapamazsın. Seni yeni
buldum, ben... Ben..” Yumruklarımı sıktım. “Hayır! HAYIR! O benim kardeşim! TEK
VE BİRİCİK KARDEŞİM! O ÖLEMEZ!”
Charlotte,
“Christopher...” Ona baktım. “Hatırlıyorum... Seni, babamı, William’ı, annemi..
Annemi..” diye fısıldadı.
Bunları söyledikten
sonra konuşmadı, sanki aklı başka yerlerdeydi. Ağzının kenarından akan kanlar
kıyafetine geliyordu. Onu omuzlarından tutup sarstım.
“Kendine gel,
Charlotte!” Aniden elimi tuttu. Gülümsedi. Ve başı yana düştü.
“Charlotte?...”
dedim tereddütle.
“Charlotte.” Elini
sıktım.
“Charlotte!” Yüzümü
omzuna bastırdım.
“Kardeşim...
Lütfen.. Yapma…”
Biri elini omzuma
koydu.
“Christopher...”
dedi hüzünlü bir sesle.
“Kalk ayağa.”
Dediğini yapıp ayağa kalktım, omuzlarım sarsılıyordu.
Gilan, “Üzgünüm
kardeşim.”
“Benim suçum... O
halde savaşmasına izin verdim... Zamanında yanına yetişemedim...”
Gilan beni
kendisine doğru çevirdi. “Bana bak. Bu senin suçun değildi. Senin hatan
değildi. Bana bak Christopher. Kendini toplamalısın.” Birden öfkelendiğimi
hissettim. Hışımla ellerini üzerimden ittirdim.
“Sen nereden
bileceksin ki!” diye bağırdım, anlık bir öfkeyle.
Gilan herhangi bir
tepki göstermedi. Yalnızca omuzlarını silkti.
“Çünkü, ben de
annemi koruyamadım. Babamı kimin öldürdüğünü bile tam olarak bilmiyorum. Emin
olduğum tek şey ise, ikisinin de Tapınakçılar tarafından katledildiğidir.”
“Gilan...” dedim
kendime gelerek. Ne yapıyordum ben?
“Affedersin, ben-“
“Hayır anlıyorum,
önemli değil. Yeter ki bunun için kendini suçlama.” Charlotte’a baktım. Yana
doğru kaymıştı ve yaslandığı duvar kan içindeydi.
Gözlerimden yaşlar
akıyordu yine.
Philip yanımıza
yaklaştı. “Şimdi ne yapacağız?”
İntikam. İntikam istiyordum. Benden kardeşimi
alanlardan.
“Suikastçı Üssü..”
Gilan kaşlarını
çattı. “Ölebilirsin Christopher.”
“Bunu biliyorum.
Ben sadece..”
Gilan, “Biliyorum,
fakat..” İçini çekti. “Gideriz, tamam. Ama önce yaralı var mı onu kontrol
etmeliyiz.” Gilan diğerlerine bakarken birden gözleri bir noktaya sabitlendi.
Onun baktığı yere bakınca neye baktığını anladım. Laren’ın kolundaki çiziğe
bakıyordu.
Laren, “Gilan,
önemli değil.” dedi.
Gilan hızlı
adımlarla Laren’ın yanına gitti, kolunu tuttu. “Nasıl önemli değil? Sen zeh-“
Laren, “Biliyorum.
Önemli değil, panzehir buluruz.”
Gilan, “Nereden? Hekim
gitti, Suikastçı Üssü yok oldu.”
Laren, “Gilan,
önemli değil. Şu anda uğraşmamız gereken başka işler var. Tapınakçılarla
başımız hala dertte.”
Gilan, “Öylece
oturup senin de mi ölümünü izlememi istiyorsun benden?”
O sırada Laren
sendeledi, başını tuttu. “Ben iyiyim, sadece...” Öne eğildi ve midesinde ne
varsa boşalttı. Baş dönmesi. Kusma. Aklımda bir sürü zehir türü vardı. Ama
kullandığımız zehirler belliydi. Sanırım adamın hangi zehri kullandığını
biliyordum fakat tehlikeliydi. Tahminim yanlışsa yapacağım panzehir
iyileştirmek yerine tam tersini yapıp onun ölümünü hızlandırabilirdi.
“Tehlikeli.. Çok
tehlikeli.” Diye mırıldandım kendi kendime.
Gilan Laren’ı
tutuyordu. “Lanet..”
Elimi çeneme
götürdüm. “Belki de... Ama hayır, çok riskli. En iyisi onu bir an önce sığınağa
götürmek.”
Louié,
“Tapınakçıların yanına gidemeyiz. Bizi kesinlikle öldürürler.”
Gilan, “O
pisliklerin yanına gitmeye niyetim yok zaten.” Dedi öfkeyle.
“Benim de yok.”
diye karşılık verdim.
Gilan anlayamadığım
bir şeyler homurdandı. “Pekâlâ. Eğer herkes iyiyse, ahırlardan atları alıp yola
çıkabiliriz.
“Gilan.” dedim,
bana döndü.
“Onu da.. Yanımızda
götürmeliyiz. Onu.. Layığıyla uğurlamak istiyorum. Sanırım.. O da bunu isterdi.
Güçlü olmamı. Güçlü.. Olmamızı.”
Gilan içini çekti,
“Tamam.”
Gilan Laren’ın
omzuna girerek ona ahırlara kadar eşlik etti, ben de kız kardeşimin cesedini
kucağıma aldım.
Gilan, “İşlerin bu
kadar sarpa saracağını tahmin etmemiştim. O.. Ölebileceğini aklımın ucundan
bile geçirmiyordum.”
“Sanırım.. Benim
de.”
Laren öksürdü,
“Gill... Eğer ölürsem, zamanında panzehiri alamazsak, bana söz ver. İntikam
almaya çalışmayacaksın.”
Gilan yüzene zoraki
bir gülümseme yerleştirdi. “Tamam.”
Ahırlara ulaştık,
Charlotte’ı eyerin önüne yerleştirdim, sonra ben de ata bindim. Gilan Laren’ı
kendi atının arkasına bindirdi.
Gilan, “Çok garip
bir his. Bir Tapınakçıyı Suikastçı sığınağına götürüyorum, bağlamadım,
yaralamadım, tehdit etmedim, öldürmedim, gözerini kapatmadım.”
“Yapmamanı da
tercih ederim.”dedim hafifçe tebessüm ederek.
Laren sessizce
güldü. Gilan’ın başındaki başlık yüzünden yüzünü pek göremiyordum fakat acı
çektiği çok belliydi. Benim de içim acıyordu. Gözlerimi kapattım ve başka
şeyler düşünmeye çalıştım. Babamı kurtardığımız gibi. Sonunda özgür olduğum
gibi.
Özgür ve yalnız.
Bu düşünceyi
aklımdan uzaklaştırmak istercesine başımı salladım. Düşünme! Ben bu düşüncelerle boğuşurken birden at şaha kalktı, ben
de yere yuvarlandım. “Neler oluyor?” demeye kalmadan biri suratıma bir tekme
geçirdi ve beni tekrar yere devirdi. Ardından biri beni yakamdan tutup ayağa
kaldırdı.
Gilan, “Dur!” diye
bağırdı.
Beni tutan kişi
elini bana doğru uzattı ve elinin altından bir bıçak çıkardı. Ama bir şey
yapmıyordu, öylece durdu. Başımı kaldırıp yukarı baktım, bir suikastçı başını
yana çevirmiş, kaşlarını çatmıştı. Ardından bana baktı. “Şanslısın.” Ve beni
bıraktı. Gilan’a baktım, gerçi yüzünü göremiyordum.
Gilan, “Yardıma
ihtiyacımız var. Laren zehirlendi.”
Suikastçı, “Hemen
gidelim o halde, fakat bu Tapınakçılar da neyin nesi? Neden yanındalar?”
Gilan, “Onlar
F’ryan’ın bir çırağının ailesi. Tapınakçılar bize saldırdı, fakat onları alt
etmeyi başardık. Ama.. Onu kaybettik. Eğer Tapınakçıların yanına giderlerse
kesinlikle öldürülürler.”
Suikastçı, “Onları
neden umursuyorsun?”
Gilan, “Emin
değilim, sadece ölen arkadaşımızın ailesini korumaya çalışıyorum sanırım.”
Suikastçı,
“Anlıyorum. Haydi o zaman.” Ardından sessizce ekledi, “Yine de içim rahat
değil.” Suikastçının gözü bir yere takıldı. Yavaş hareketlerle Charlotte’ın cesedinin
yanına yaklaştı. Eğildi ve onu kucağına aldı. Sonra ağaçların yanında bekleyen
atıma koydu.
“Üzgünüm.” Diye
mırıldandı. “Huzur içinde yat, kardeşim. Mekânın cennet olsun.” Ardından
Laren’a yaklaştı.
“Bakabilir miyim,
kardeşim?” dedi usulca.
Laren kolunu
uzattı. “Tahmin ettiğim gibi. Arsenik. Sığınakta panzehir olması lazımdı. Tiz
bir ıslık çaldı, ardından kestane kahvesi bir at ağaçların arasında belirdi.
Buraya doğru koşmaya başladı. Suikastçı atın başını okşadı ve çevik bir
hareketler ata bindi. “Haydi gidelim.” Ata bindim. Giderken çatıdaki bir okçu
dikkatimi çekti. Kaşlarını çatmıştı ve dikkatle bana bakıyordu. Okunu yayına
takmıştı ve her an atmaya hazır görünüyordu. Tedirgindim, bu alışılmışın
tamamen dışındaydı. Geldik, suikastçı atından indi ve bize kapıyı açtı. Hepimiz
içeri girdik. İçeride bir sürü suikastçı vardı, hepsi bir işler uğraşıyordu.
Ama en önce dikkatimi çeken şey içerideki sıcak ortamdı. İki suikastçı bir
masanın üzerine eğilmiş bir haritayı inceliyorlardı. Biri bıçağını biliyordu,
bazıları konuşuyordu. İçeri girdiğimizde herkes başını bize çevirdi. Etraf
birden sessizleşti. Rahatsız olmaya başladım, ortamı yumuşatmak amacıyla
konuşmaya başlayacaktım, içeri doğru bir adım attım lakin aynı anda bir bıçak
birkaç santim yanıma, kapıya saplandı.
“Kıpırdama.”
Duvarın kenarındaki suikastçı fırlatma bıçaklarını çıkardı. “Yoksa ikinciyi
kafana yersin.” Suikastçı ciddi görünüyordu, kılımı dahi kıpırdatmadım. Kapının
yanındaki odadan çıkan bir suikastçı bize baktı, “Ross, olanları anlatır
mısın?”
Yanımdaki suikastçı
birkaç adım attı. “Tabii usta. Söylediğin gibi Tapınakçıları gözetliyorduk.
Mattias ve Claudio içeri girdikten sonra bir süre daha bekledik. Ardından
birkaç Suikastçı ile iki Tapınakçı dışarı çıktılar. Ormanda ilerlemeye başladılar.
Ağaçların arasından onlara eşlik ettik, lakin buraya doğru yönelmişlerdi. Biz
de ağaçların arasından dışarı çıktık. Bu suikastçının, -başıyla Gilan’ı işaret
etti.- anlattığına göre Tapınakçı Lideri Louié’nin kızı, F’ryan’ın çırağıymış.
Kız Claudio ve Mattias içeri girdikten sonra ölmüş. Anladığım kadarıyla
bizlerle işbirliği yaptıkları için Tapınakçılar onlara saldırmış. Bu arada
içlerinden bir suikastçı zehirlenmiş, fakat panzehir ellerinde yok. Bu nedenle
yardıma ihtiyaçları var.”
Suikastçı, “Çok ilginç.
Panzehiri onlara verin. Ölen kardeşimizi hak ettiği gibi toprağa vereceğiz.”
Birden suikastçının
önünde diz çöktüm.
“Usta, beni eğitir
misin?” Suikastçı kaşlarını çattı. Başımı öne eğdim.
“Bana bak.” Yüzümü
tekrar suikastçıya doğru çevirdim.
Gözlerini kıstı,
“İntikam geçmişi değiştirmez.”
“Ama geleceğe yön
verebilir.” dedim kendimden emin bir şekilde.
Suikastçı gözlerini
yumdu. “Emin misin?” Ardından gözlerini tekrardan açıp bana baktı. Başımı
hafifçe salladım. Elini bana uzattı ve kalkmama yardım etti.
“Bunun hakkında
düşüneceğim. Eğer bu bir oyunsa, kazanacağın yegâne şey Cehennemin en dibinde,
ön sıradan bir bilet olur. Anladın mı?”
“Evet usta.”
“Bundan sonra sen
bir Tapınakçı değil, bir çıraksın. Öğrendiğin her şeyi unut, çünkü burada tamamen
farklı şeyler öğreneceksin.”dedi.
“Akşama doğru
avluya gel. Sakın kaçırma.” Kapıya doğru yürümeye başladı. “Bakalım ne kadar
iyisin.”
Adı Ross olan
suikastçı bana baktı. “Benimle gel.” Dedi.
Birlikte üst kata
çıktık. Ross odanın birine girdi, ben de peşinden gittim. Oda loş bir şekilde
aydınlatılmıştı, içeride pek eşya yoktu. En dikkat çeken şey büyük bir dolaptı.
Ross içinden kendi giydiği kıyafete benzer bir kıyafet çıkardı. Bana verdi.
“Üzerini giyin. Sonra aşağıya gel. Teçhizatın var, değil mi? Bir elden
geçirmenin kimseye zararı dokunmaz. Ve tabii ki,” Dolabın ucundaki bir kapağı
açtı. İçinden bir çift bileklik çıkardı. “Bunları da al.” Uzattığı bileklikleri
aldım. Arkalarında bıçaklar vardı.
“Bu..”
“Evet, evet. Soru
sorma faslını sonraya saklarız. Çabuk ol. Ve... Çabuk ol ki kız kardeşinin
cenazesini yapabilelim.” Hemen ardından odadan çıktı.
Ross’un verdiği
kıyafete baktım. Charlotte’ınkine o kadar çok benziyordu ki.
“Charlotte...”
dedim.
“Çok üzgünüm. O
haklı. İntikam geçmişi değiştiremez. Ama en azından, geleceğe yön verebilir,
değil mi?” Kılıcımı çıkarıp yere koydum.
“Eh. Bu da bir
şeydir.”
28 Eylül 2012 Cuma
Bölüm 9
Mattias kılıcı
indirmek üzereyken kolumun altındaki bıçağı çıkardım ve ona engel oldun. Tek
kaşını kaldırdı. “Demek hala karşı koyuyorsun, ha? Buna saygı duyuyorum, lakin
daha fazla dayanabileceğini sanmıyorum.” Kılıcını tekrar savurdu, zor da olsa
hamlesini savuşturmayı başardım. Zar zor nefes almaya başlamıştım, haklıydı,
daha fazla dayanamayacaktım. Mattias hançerini çıkardı ve bana doğru savurdu,
her defasında geri çekilmeyi başardım fakat sonuncuda hançer göğsümü sıyırıp
geçti, ani bir yanma hissettim, dişlerimi sıktım. Ardından Mattias belindeki
tabancayı çıkardı ve bana ateş etti. Kurşunun kaburgalarımın arasına
saplandığını hissettim, can havliyle arkamdaki duvara yaslandım. Etraf
kararıyordu, canım çok yanıyordu. Mattias tabancayı kafama dayadı. Aniden
Mattias’ın ağzından kanlar gelmeye başladı, tabanca elinden kaydı, Mattias
dizlerinin üzerine çöktü ve yana yığıldı. Gözleri cam gibi donuk bakıyordu.
Mattias’ın arkasında Christopher vardı, çevik bir hareketle yanımda diz çöktü.
Kendimi her an bayılacakmış gibi hissediyordum, Christopher beni tuttu. “Hekim
nerede!” O sırada hekim köşeden çıktı, bir an etrafına bakındı, sonra kapıya
doğru koşmaya başladı. Christopher hekimin yanına gitti ve onu yakasından
kavradı, yanıma sürükledi.
“Kaçma!” diye kükredi
öfkeyle.
Hekimi tam önüme,
yere doğru fırlattı, hekimin elindeki çanta yere düştü ve içindekiler etrafa
saçıldı.
“O iyileşecek,
değil mi? İyi olduğunu söyle!” Hekim korku dolu gözlerle Christopher’a baktı.
“Efendim..” diye mırıldandı korkuyla.
Christopher daha da
öfkelendi.
“İşini yap! Ve onun
iyileşeceğini söyle bana!” Hekim yalvaran gözlerle bana baktı.
Christopher’a
baktım. “Christopher..” diye mırıldandım.
Bırak da gitsin.
Bunu sen de biliyorsun.. Ben...” Öksürmeye başladım, ağzımdan kanlar akıyordu.
O sırada hekim korkudan titreyerek ayağa kalktı ve elinden geldiğince hızlı bir
şekilde odadan dışarı çıktı.
Christopher’ın
gözlerinden yaşlar süzülüyordu.
“Hayır..
Ölmeyeceksin...” diye inledi, sesinde belirgin bir acı vardı.
“Lütfen.. Bunu bana
yapamazsın. Seni yeni buldum, ben... Ben..”
Louié başını başka
tarafa çevirmişti, bunu izlemeye katlanamıyordu, diğerleri de aynısını
yapıyordu. Christopher elimi tuttu. “Hayır! HAYIR! O benim kardeşim! TEK VE
BİRİCİK KARDEŞİM! O ÖLEMEZ!”
“Christopher.. Hatırlıyorum...
Seni, babamı, William’ı, annemi.. Annemi..”
Gülümsedim. Her
şeyi hatırlıyordum. Bir ailem vardı. Onlar her zaman çok yakındalardı...
Kardeşimin yüzüne bir kez daha baktım. Babamınkine. Her taraf bulanıklaşıyordu,
sesleri de artık algılamakta zorlanıyordum sanki her şeye suyun altından
bakıyordum.
Christopher bana
tabanca kullanmayı öğretiyordu.. William yine altını ıslatmıştı ve ağlamaya
başlamıştı. Bütün ahali ayaktaydı. Gözümün önünde asılan suikastçıları boş
gözlerle izliyordum. Neler olduğu hakkında en ufak bir fikrim bile yoktu. Bir
suikastçının bana bıçak çekişini. Kardeşimin suikastçıya büyük bir öfkeyle ateş
etmeye çabalamasını. Suikastçının gülerek kardeşimi yakalamasını. Farkında
olmadan bıçağı çekişimi ve arkası dönük suikastçıya defalarca saplamamı.
Christopher’ın şaşkın bakışları altında bıçağı suikastçının cesedinin üzerine
atışımı.
Christopher’ın beni
omuzlarımdan tuttuğunu, sarstığını ve bir şeyler söylediğini belli belirsiz
hissettim. Ve son bir sahne daha gördüm. Ayağımın altındaki kiremit kayıyordu,
Christopher yukarıdan bana elini uzatıyordu, annem onu tutmuştu ve aşağıya
inmesine mani oluyordu.
Her şey birden
yavaşlamıştı..
Annemin gözleri
yaşlıydı. Sonra bana gülümseyen ustamı gördüm..
Ardından karanlık
gelip bir kez daha her şeyi yuttu;
Ve sanırım, bu
sonuncuydu.
Bölüm 8
Yataktan kalktım.
Kendimi gayet iyi hissediyordum. Suikastçı kıyafeti başucumda katlanmış bir
şekilde duruyordu. Üstünde de Gizli Bıçak’lar koyulmuştu. Hemen üstümü
giyindim. Başlığı kafama geçirdim. Dışarı çıktığımda genelde orada bekleyen
muhafızları göremedim. Omuz silktim. Philip’i ve diğerlerini bulmak için
merdivenlere yöneldim. Salona indim, babam oradaydı. Yanında başka bir
Tapınakçı Lideri görünce şaşırdım, babama silah doğrultmuştu ve etrafta bir
sürü Tapınakçı vardı. Ben içeri girdiğimde hepsinin bakışları birden bana doğru
döndü.
Tapınakçı Lideri,
“Karar ver Louié. Biz mi, yoksa o pislikleri mi tercih edeceksin?”
Babam, “Kızımın
saçının teline dahi zarar veremezsin Claudio. Diğerlerine ne istersen
yapabilirsin ama kızıma sakın dokunayım deme.”
Onlara doğru
yaklaştım. “Ne? Hayır, bu olmayacak.”
Claudio bana
aldırmadı, “Kabul ediyorum. Sonunda anlaştığımıza sevindim.”
“Hayır dedim!” diye
bağırdım, bu da neydi böyle?
O sırada üst kattan
biri atladı, sırtı bana dönük bir şekilde önüme düştü.
Gilan, “Neler
oluyor burada?” dedi yavaşça.
Claudio’nun
silahının ucu hala babama dönüktü.
Biri üst kattan bir
ok fırlattı ve Claudio’nun silah tutan eline saplandı. Claudio feryat etti ve
silahını yere düşürdü.
Gilan, “Tekrar
soruyorum, neler oluyor burada?”
Claudio birden
gülmeye başladı, “Öldürün onları! Louié’de dâhil! Hepsini!” Tapınakçılar
kılıçlarını çektiler ve hiç tereddüt etmeden bize saldırdılar. Bıçakları
çıkardım ve bana doğru gelen tapınakçıya sapladım. Adamı yere bıraktım ve bir
başkasına yöneldim. Adam yüzünde sinsi bir gülümseme vardı. “Yazık olacak...
Senin gibi birinin ölmesi.. Her neyse.” Kılıcını çekti ve bana savurdu.
Hamlesini savuşturdum ve Bıçaklardan birini ona saplamaya çalıştım. Beni
bileğimden tuttu ve karnıma tekmeyi geçirdi. Dişlerimi sıktım. Dostum, işte bu
acıttı. İnleyerek geri çekildim. Kaşlarımı çattım. Adam bir yerlerden tanıdık
geliyordu. “Kimsin sen?”
Adamın gözleri bir
an öfkeyle parladı. “Sen benim kardeşimi öldürdün. Tanıdık gelmiyor mu?”
“Sen... Mattias?”
dedim tereddütle.
“Aferin. Bunca yıl
intikam almak için bekledim ve sen Louié’nin kızı çıkıyorsun.” Başını salladı.
“İnanamıyorum.”
Bıçakları geri
çektim ve kılıcımı çıkardım.
“Ben de inanamıyorum doğrusu. Sen ölmemiş
miydin Mattias? En son gördüğümde bir yerden aşağı yuvarlanmakla meşguldün.”
Mattias, “Şimdi sen
bir yerlerden aşağı yuvarlanacaksın, göğün yedinci katından!”
“Pekâlâ, sen nasıl
istersen.” İlk hamlesini savuşturdum ve kılıcı ona doğru savurdum. Birden onun
da bu hamleyi beklediğini fark ettim, fakat biraz gecikmiştim. Kılıcı ölümcül
bir açıyla bana doğru savurdu. Hemen yana kaydım, kılıç kolumu sıyırdı ve
geçti. Dişlerimi sıktım. “Ne zaman bu kadar iyi dövüşür oldun, Mattias?”
“Tek umduğum senden
daha iyi olmaktı.” Kılıcını güçlü bir şekilde benimkine doğru savurdu, ardından
tökezlememi fırsat bilerek kılıcın kabzasını karnıma geçirdi. Birden nefesim
kesildi, kılıcı yere düşürdüm. Geriye sendeledim, yara yeniden kanamaya
başlamıştı.
“Bir gün tekrar
karşılaşacaktık, bunu biliyordum. Bu fırsatı değerlendirmeliydim, değil mi?”
Mattias yaklaştı,
kılıcı havaya kaldırdı. Gülümsüyordu.
“Elveda,
Charlotte.”
Okumu ve yayımı
kullanarak birkaç tapınakçıyı vurdum, fakat böyle bir ortamda pek de kullanışlı
değillerdi tabii ki.
“Sorun değil..”
diye mırıldandım kendi kendime.
Bıçaklarımı
çıkardım ve önümdeki adamları teker teker yere serdim. Claudio, Louié ile
dövüşüyordu, Laren ve Theador da diğerleriyle uğraşıyordu. O sırada içeri
Christopher daldı. Elindeki tabancayla birkaç tapınakçıyı indirdi. Sonra
babasının Claudio ile dövüştüğünü gördü. Dikkatlice nişan aldı ve tek kurşunla
Claudio’yu yere serdi. Sonra kılıcını çekti ve etrafındaki tapınakçıları
temizlemeye koyuldu. Her yer kanla kaplanmıştı. Karmaşanın içinde Charlotte’ı
aradım. Onu gördüğümde duvara yaslanmıştı ve kıyafetleri kan içindeydi. Başında
Mattias duruyordu. Kılıcını havaya kaldırmıştı.
“Hayır!” diye
bağırdım, Charlotte’ın o haliyle savaşmasına imkân yoktu, hala tam olarak
iyileşmemişti.
Öne atıldım ama
Mattias kılıcını indiriyordu. Yetişemeyecektim. Islık çaldım. Christopher döndü
ve baktı. Gözleri kocaman açıldı, karşısındaki tapınakçıya sert bir tekme attı
ve oraya yöneldi.
“Charlotte!”
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)