Uyarı

6 Eylül 2012 Perşembe

Geçmiş 6

Louié tam odadan çıkmak üzereyken Catherine adamın elini tuttu. “Louié… Kızımızı bul. Yaşadığını biliyorum… Ölmediğini biliyorum.”
Louié hemen Catherine’e dönüp yatağın başında diz çöktü. Sımsıkı tutuyordu karısının elini. “Onu bulacağım. Kızımız sağ salim buraya gelecek ve sen de onu göreceksin, ona sarılacaksın.” Catherine’in eli gevşedi, ama hala inatla tutuyordu Louié’nin elini. “O daha çok genç. Ama benim vaktim doldu. Bana sadece onu bulacağına söz vermeni istiyorum Louié. Hissediyorum… O yaşıyor…” Louié’nin gözleri dolu dolu olmuştu ama gözyaşlarının akmasına izin vermiyordu. Yakıştıramıyordu bunu kendine, hele de karısının önünde. “Söz veriyorum. Sana söz veriyorum ki, ne pahasına olursa olsun kızımızı bulacağım.” Catherine gülümsedi ve gözlerini yumdu. Gözü arkada değildi, kocasının kızını bulacağını biliyordu çünkü o her daim sözünü tutardı.

Cahterine LaPiere’in ölümü belki de en çok William’ı etkilemişti.
Çünkü annesinin cenazesine bile gelememişti.

Catherine eve geldi ve gözyaşlarını daha fazla tutamadı. Küçük William’ına sarıldı ve ağlamaya başladı. William’ın hiçbir şeyden haberi yoktu. Küçücük bir bebekti daha. Hiçbir günahı yoktu, elini kana bulamamıştı. Henüz.

Christopher onlu yaşlarındaydı o sıra. Kız kardeşini her şeyden çok severdi. Her zaman onunla ilgilenirdi. Son olan olay onu bayağı derinden etkilemişti. Kendi kendine belki de asla tutamayacağı sözler veriyordu Chris. İntikamını alacaktı. En azından bunu yapabileceğini düşünüyordu.

William ve kız kılıçla dövüş antrenmanı yapıyorlardı. William tahta kılıcı tam kızım boğazına dayayacakken kız yana kaydı, William’ı kolundan kavradı ve onu vere yatırdı. William tahta kılıcı ensesinde hissetti. En ufak bir hareket dahi yapamıyordu. Kızın tuttuğu kolunu biraz bükse kolayca kırabileceğini farkındaydı, hareket etmedi, kızın dövüş biçimine saygı duyuyordu. Ve tabii kızın kendisine de. Kız William’ı ayağa kaldırdı, “Bu kadar yeter. Sonra devam ederiz.”  William başını salladı ve salona gitti. Kapının yanına yaslandı.  Fabio, William’ın yanına geldi. “Catherine ölmüş. Hani Louié’nin karısı olan. Ona saygı duyardım. Umarım iyi bir yerlere gitmiştir.” dedi. Ardından omuz silkti. “Tapınakçı olsa da ona bir garezim yok, hatta iyi birine bile benziyor. Aslında pek de umurumda değil ama olsun.”
William bir an afalladı. Annesi ölmüş müydü? Bu nasıl olurdu? “Umarım.” dedi kekeleyerek. “Ona ne olmuş?” dedi tereddütle.
Fabio bıçağı ile oynuyordu, sorunun üzerine kolunu indirdi ve William’a baktı. “Bilmiyorum.” William şu anda babasının yanına gitmeyi delicesine istiyordu fakat bunu yapmaması gerektiğini biliyordu. Planı tehlikeye atmamalıydı. Kendine hâkim olmaya çalışarak salondan ayrıldı. Sadece biraz daha sabretmesi gerekiyordu. Sonra bütün bunlar bir derece sonlanacaktı.

Charlotte kılıcını biliyordu. Birden durdu. Daha önce hiç böyle bir şey hissetmemişti. Sanki kendinden bir parça alınmış gibi bir duyguya kapılmıştı. Kendini üzgün hissediyordu, her an ağlayacakmışçasına. Derin bir nefes aldı ve kendini işine vermeye çalıştı. Nedenini bilmiyordu, ama bu garip histen bir an önce kurtulmak istiyordu. Ertesi gün William çalışmak için kızın yanına geldi. Ne kadar belli etmemeye çalışsa da kız onun moralinin bozuk olduğunu fark etti fakat nedenini sormadı. Söylemek istediği zaman söylerdi nasılsa. “Dün bir şeyler oldu mu?”
“Catherine ölmüş. Niçin sordun?”
“Hiç, önemli değil.”
“Onu tanıyor musun?”
“Hayır. Adını duyduğumu sanmıyorum.” diye yanıtladı kız.
“Tapınakçı Lideri Louié’nin karısı.” Charlotte dünkü olayın bununla ilgili olup olmadığından emin değildi hem eğer olsaydı da Catherine ile arasında ne gibi bir ilişki olabilirdi?
Ve ya Louié ile.

“Lane.”
Lane dönüp baktı ve F’ryan’ı gördü. Gülümsedi, “Evet Mentor?”
“Senden bir şey isteyeceğim evlat.”
“Ne istersen.”
F’ryan Lane’in yanına geldi. “Şuradaki kızı görüyor musun?” Lane F’ryan’ın gösterdiği yere baktı ve kızı gördü. “Eğer ben ölürsem, senden onu kollamanı istiyorum. Bunu yapabilir misin?”
“Elbette.”
F’ryan, “O çok değerli biri. Sana onun hakkında bilmen gerekenleri açıklayacağım. Benimle gel.” F’ryan Lane’i odasına götürdü ve hiç kimsenin onları dinlemediğinden emin olduğunda açıklamaya başladı. “O kız bir Tapınakçı Lideri’nin kızı. Ama bunu bilmiyor. Hafızasını kaybetmiş. Geçmişine dair en ufak bir şey bile hatırlamıyor. Onu gerçeği söylemedim. Eğer söyleseydim, başı belaya girebilirdi. Hala da öyle. Eğer bir şey olur da ölürsem, onu korumanı istiyorum. O çok yetenekli, cesur ve akıllı. O bunu hak etmiyor.”
Lane, “Sen ne istersen yaparım Mentor. Ama onu nasıl koruyacağım?”
F’ryan, “Bir gün onu almak için geleceklerinden eminim. İşte o zaman, o hain olarak anlaşılabilir. Bunun olmasını istemiyorum Lane. Beni anlayabiliyor musun?”
Lane, “Evet Mentor.”
F’ryan, “Teşekkürler.” dedi, ardından odadan çıktı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder