Louié tam odadan
çıkmak üzereyken Catherine adamın elini tuttu. “Louié… Kızımızı bul. Yaşadığını
biliyorum… Ölmediğini biliyorum.”
Louié hemen
Catherine’e dönüp yatağın başında diz çöktü. Sımsıkı tutuyordu karısının elini.
“Onu bulacağım. Kızımız sağ salim buraya gelecek ve sen de onu göreceksin, ona
sarılacaksın.” Catherine’in eli gevşedi, ama hala inatla tutuyordu Louié’nin
elini. “O daha çok genç. Ama benim vaktim doldu. Bana sadece onu bulacağına söz
vermeni istiyorum Louié. Hissediyorum… O yaşıyor…” Louié’nin gözleri dolu dolu
olmuştu ama gözyaşlarının akmasına izin vermiyordu. Yakıştıramıyordu bunu
kendine, hele de karısının önünde. “Söz veriyorum. Sana söz veriyorum ki, ne
pahasına olursa olsun kızımızı bulacağım.” Catherine gülümsedi ve gözlerini
yumdu. Gözü arkada değildi, kocasının kızını bulacağını biliyordu çünkü o her
daim sözünü tutardı.
Cahterine
LaPiere’in ölümü belki de en çok William’ı etkilemişti.
Çünkü annesinin
cenazesine bile gelememişti.
Catherine eve geldi
ve gözyaşlarını daha fazla tutamadı. Küçük William’ına sarıldı ve ağlamaya
başladı. William’ın hiçbir şeyden haberi yoktu. Küçücük bir bebekti daha.
Hiçbir günahı yoktu, elini kana bulamamıştı. Henüz.
Christopher onlu
yaşlarındaydı o sıra. Kız kardeşini her şeyden çok severdi. Her zaman onunla
ilgilenirdi. Son olan olay onu bayağı derinden etkilemişti. Kendi kendine belki
de asla tutamayacağı sözler veriyordu Chris. İntikamını alacaktı. En azından
bunu yapabileceğini düşünüyordu.
William ve kız
kılıçla dövüş antrenmanı yapıyorlardı. William tahta kılıcı tam kızım boğazına
dayayacakken kız yana kaydı, William’ı kolundan kavradı ve onu vere yatırdı.
William tahta kılıcı ensesinde hissetti. En ufak bir hareket dahi yapamıyordu.
Kızın tuttuğu kolunu biraz bükse kolayca kırabileceğini farkındaydı, hareket
etmedi, kızın dövüş biçimine saygı duyuyordu. Ve tabii kızın kendisine de. Kız
William’ı ayağa kaldırdı, “Bu kadar yeter. Sonra devam ederiz.” William başını salladı ve salona gitti.
Kapının yanına yaslandı. Fabio,
William’ın yanına geldi. “Catherine ölmüş. Hani Louié’nin karısı olan. Ona
saygı duyardım. Umarım iyi bir yerlere gitmiştir.” dedi. Ardından omuz silkti.
“Tapınakçı olsa da ona bir garezim yok, hatta iyi birine bile benziyor. Aslında
pek de umurumda değil ama olsun.”
William bir an
afalladı. Annesi ölmüş müydü? Bu nasıl olurdu? “Umarım.” dedi kekeleyerek. “Ona
ne olmuş?” dedi tereddütle.
Fabio bıçağı ile
oynuyordu, sorunun üzerine kolunu indirdi ve William’a baktı. “Bilmiyorum.”
William şu anda babasının yanına gitmeyi delicesine istiyordu fakat bunu
yapmaması gerektiğini biliyordu. Planı tehlikeye atmamalıydı. Kendine hâkim
olmaya çalışarak salondan ayrıldı. Sadece biraz daha sabretmesi gerekiyordu.
Sonra bütün bunlar bir derece sonlanacaktı.
Charlotte kılıcını
biliyordu. Birden durdu. Daha önce hiç böyle bir şey hissetmemişti. Sanki
kendinden bir parça alınmış gibi bir duyguya kapılmıştı. Kendini üzgün
hissediyordu, her an ağlayacakmışçasına. Derin bir nefes aldı ve kendini işine
vermeye çalıştı. Nedenini bilmiyordu, ama bu garip histen bir an önce kurtulmak
istiyordu. Ertesi gün William çalışmak için kızın yanına geldi. Ne kadar belli
etmemeye çalışsa da kız onun moralinin bozuk olduğunu fark etti fakat nedenini
sormadı. Söylemek istediği zaman söylerdi nasılsa. “Dün bir şeyler oldu mu?”
“Catherine ölmüş.
Niçin sordun?”
“Hiç, önemli değil.”
“Onu tanıyor musun?”
“Hayır. Adını
duyduğumu sanmıyorum.” diye yanıtladı kız.
“Tapınakçı Lideri
Louié’nin karısı.” Charlotte dünkü olayın bununla ilgili olup olmadığından emin
değildi hem eğer olsaydı da Catherine ile arasında ne gibi bir ilişki
olabilirdi?
Ve ya Louié ile.
“Lane.”
Lane dönüp baktı ve
F’ryan’ı gördü. Gülümsedi, “Evet Mentor?”
“Senden bir şey
isteyeceğim evlat.”
“Ne istersen.”
F’ryan Lane’in
yanına geldi. “Şuradaki kızı görüyor musun?” Lane F’ryan’ın gösterdiği yere
baktı ve kızı gördü. “Eğer ben ölürsem, senden onu kollamanı istiyorum. Bunu
yapabilir misin?”
“Elbette.”
F’ryan, “O çok
değerli biri. Sana onun hakkında bilmen gerekenleri açıklayacağım. Benimle
gel.” F’ryan Lane’i odasına götürdü ve hiç kimsenin onları dinlemediğinden emin
olduğunda açıklamaya başladı. “O kız bir Tapınakçı Lideri’nin kızı. Ama bunu
bilmiyor. Hafızasını kaybetmiş. Geçmişine dair en ufak bir şey bile
hatırlamıyor. Onu gerçeği söylemedim. Eğer söyleseydim, başı belaya
girebilirdi. Hala da öyle. Eğer bir şey olur da ölürsem, onu korumanı
istiyorum. O çok yetenekli, cesur ve akıllı. O bunu hak etmiyor.”
Lane, “Sen ne
istersen yaparım Mentor. Ama onu nasıl koruyacağım?”
F’ryan, “Bir gün
onu almak için geleceklerinden eminim. İşte o zaman, o hain olarak
anlaşılabilir. Bunun olmasını istemiyorum Lane. Beni anlayabiliyor musun?”
Lane, “Evet
Mentor.”
F’ryan,
“Teşekkürler.” dedi, ardından odadan çıktı.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder