Uyarı

6 Eylül 2012 Perşembe

Geçmiş 8


Her yer kanla kaplanmıştı. Adamın cesedini odada bırakarak kapıya yöneldim. Birden kapının ardından ayak sesleri geldiğini fark ettim. Elimdeki bıçağa daha sıkı sarıldım. Onlardan biri gelmiş olabilirdi. Dolabın içinde girdim. Birkaç saniye sonra ayak sesleri çok daha yakından gelmeye başlamıştı. Kapı yavaşça açıldı. Ayak sesleri iki saniyeliğine sustu. Sonra benim olduğum yere doğru yöneldiler. İki adım. Bir adım. Kapı birden açıldı. Ben de aynı anda elimdeki bıçağı savurdum. Ama biri elimi tuttu. Karşımda benim yaşlarımda bir genç duruyordu. Tek kaşını kaldırmıştı. Diğerlerine benzemiyordu fakat daha önce de görmemiştim. Başında bir başlık vardı. Aniden bir dürtüyle kasıklarına bir tekme savurdum. Oğlan bu hareketi hiç beklemiyordu, elimi bıraktı inleme gibi bir ses çıkardı. Çocuğu tutup kendime çektim, elimdeki bıçağı boğazına dayadım. “Kimsin sen?” Hafifçe güldü. Ben daha neler olduğunu fark edemeden bıçağı benden aldı ve boğazıma dayadı. Ah, harika. Güldü. “Ben de sana aynı soruyu sormayı planlıyordum?”

Bıçak neredeyse boğazıma değiyordu. “Bu seni hiç mi hiç ilgilendirmez.”

“Demek öyle küçük hanım. Onları sen mi öldürdün?” Başıyla yerdeki cesetleri gösterdi.

“Olabilir.”

Bıçağı boğazıma değdirdi. “Olabilir mi, yoksa evet mi?”

“Beni böyle tehdit edemezsin. Eğer ölmekten korksaydım, sana saldırmazdım.”

“Eğer sana kim olduğumu söylersem bana cevap verecek misin?”

“Sanırım.” Birden beni bıraktı. Elindeki bıçağı bana geri verdi. Nazik bir şekilde eğildi.

“Gilan Vespucci. Lütfen bana Gill deyin. Hizmetinizdeyim bayan.”

Tek kaşımı kaldırdım. “Bunu bunu beni bıçakla tehdit etmeden önce de söyleyebilirdin.”

Gilan’ın yüzüne neşeli bir gülümsene yayıldı. “İlk önce sen başlattın.” Göz kırptı. “Şimdi sıra sende?”

Gülümsedim.”Laren Fletcher. Ve evet, onları öldüren bendim. Memnun oldum Gilan.”

“Gill. Gel seni biriyle tanıştıracağım.”

“Kimsin sen?”

Kaşlarını kaldırdı. “Söyledim ya. Ben Gilan. Ne demek istiyorsun?”

“Neden buradasın? Onlar kimdi? Sen kimsin?”

“Bunu gerçekten bilmek istiyor musun?”

“Evet.”

İçini çekti. “Ben bir Suikastçıyım.. Onlar da Tapınakçılar.”

“İyi, güzel de, benim onlarla ne alakam var?”

“Açıkçası, hiçbir fikrim yok. Ama ailenle ilgili olabilir. Nerede onlar?”

“Bilmiyorum. Onları hiç görmedim. Beni başka biri büyüttü. Geçen sene öldü.”

“Kimdi o?”

Omzumu silktim, “Normal biri. Herhangi bir özelliği yoktu, neredeyse her gün pazara giderdik. Orada minik bir tezgâhı vardı. Onu başka herhangi bir şeyle ilgilenirken hiç görmedim.”

“Neyse.. O konuyla sonra ilgileniriz. Sana bir şey sormak istiyorum. Eğer suikastçı olmak gibi bir şansın olsaydı.. Bunu kabul eder miydin? Ufak bir şans da olsa?”

“Benim için fark etmez. Yapacak bir şeyim yok. Bundan sonra da hiçbir şey olmamış gibi davranamam sanırım.”

“Tamam. Benimle gelecek misin?”

“Sakıncası yok.”

“Haydi gel.” Kapıya yöneldi.

“Atla mı gideceğiz?”

“Evet. Atın var, değil mi?”

Başımı salladım. “Tabii ki.”

“Haydi o zaman.” Dışarı çıktı, ben de peşinden gittim.

“Gilan.”

“Efendim?”

“Senin Amerigo Vespucci ile bir bağın var mı?”

Gilan güldü. “Hayır yok.”

“Peki, senin tapınakçılarla bir bağın olabilir mi? Herhangi biriyle?”

“Hayır. Neden sordun?”

“Hiç. Sadece arkandan gelenleri tanıyıp tanımadığını merak etmiştim.”

“Gilan arkasını döndü ve onlara doğru gelen tapınakçıları gördü. Atlarını dörtnala sürüyorlardı.

“Ne yapacaksın Gilan?”

Gilan sanki sakalı varmışçasına elini çenesine götürdü. “Oldukça iyi bir soru. Ne var ki, ben böyle durumlarda doğaçlama çalışmayı tercih ederim.”

Gözlerimi devirdim. “Ah harika.”

Bir kılıç çıkardı ve bana uzattı. Göz kırptı. “Seni biraz sınayalım bakalım.”

“Delisin.”

Hafifçe gülümsedi. “Biliyorum.”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder