Uyarı

25 Ağustos 2012 Cumartesi

Geçmiş 3

Birden o kargaşanın arasında ustamı gördüm, düşmanın ona kılıç salladığını. Ustamın yere düşüşünü. Daha ne yaptığımı bile fark edemeden koştum. Kılıcımı adama sapladım, üzerinde bırakarak ustamın yanına eğildim.
“Usta! Nerenden yaralandın?” Ustamın her yanı kanla kaplanmıştı. Hangisi kendisinin, hangisi düşmanın anlaşılmıyordu. Ustam elini göğsüne koydu. Oluk oluk kan akan yere. “Ah hayır…   Hayır, bu mümkün olamaz.” Hayata gözlerini yummak üzere olan ustamı, oturur vaziyete getirdim.
“Usta, ölemezsin. Lütfen, yalvarırım dayan, iyileşeceksin.” 
Gözlerimden akan yaşlar yüzünden etrafı bulanık görüyordum. Ustam her zamanki gibi hafifçe gülümsedi. “Ar… tık… zaman… gel… di… evlat… Ar… tık… bana… ihtiyacın… kalmadı...”
“El… veda… Bir… gün… tekrar… görüşeceğiz.” Ustamın suratındaki ifade birden değişiverdi, yüzü birden acıyla kasıldı, hemen ardından gevşedi. Gözleri gözlerime odaklandı ve bir zamanlar yaşama sevinci ile dolu olan o gözler donuklaştı. Sanki tam karşımda değilmişçesine, derinlere dalmış gibi. “Hayır!” Ellerimin arasındaki cansız bedeni salladım. Sanki ben salladıkça canlanacakmış gibi. Sımsıkı sarıldım ustama, başımı omzuna gömdüm. Her tarafım kanla kaplanmıştı, elimde olmadan sayıklıyordum. O sırada ölmüş olmayı diledim, ustam yerine ben ölmeliydim. Böyle düşünüyordum. Diğer suikastçılar beni cesetten ayırdılar ve toparlanmama yardım ettiler. Ben hala o anın acısıyla sarsılıyordum.
Ve o zaman, bir karar verdim.
Bundan sonra yalnız olacaktım.
Aile, benimki gibi bir hayatta yalnızca zorluk demekti.
Artık çok geçti, fakat farkına varmıştım.
Ayağa kalktım ve etrafımdaki elleri bir kenara ittim.
“Ben kendi başımın çaresine bakarım. Siz diğerleriyle ilgilenin.”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder