Uyarı

22 Ağustos 2012 Çarşamba

Bölüm 2

Lane’in mezarına son bir kez daha toprak attım ve küreği bırakarak ayağa kalktım.
Suratım hüzünlü bir gülümsemeyle kaplandı, “Bu lanet hayattan bensiz kurtulmayı becerdin ya, helal olsun sana Lane. Şimdi bana bakıp gülüyorsundur. Ama er ya da geç karşılaşacağız kardeşim. Sana verdiğim sözü tutacağım.”
Arkamı döndüm ve oradan uzaklaştım.

Ertesi sabah William tekrar yanıma geldi. “Öğrendiklerimi duyman lazım.” dedi hızlı hızlı.
“Dinliyorum.” dedim içimi çekerek.
William, “Lane’i senden önce, yani ölmeden önce en son May görmüş. Bana anlattığına göre çok acelesi varmış ve bir casustan bahsetmiş. Bahsettiği casusun Lane’i öldürmüş olabileceği düşüncesinden de bahsetti. Hemen ardından duraksamadan yoluna devam etmiş. Bir düşün,  bir casus. Tapınakçılara bilgi kaçıran bir casus. Katil bizden biri olmalı.”
Kaşlarımı çattım, doğru olabilir miydi?
“Böyle mi düşünüyorsun?” diye sordum kuşkuyla.
William başını salladı, “Kesinlikle evet.”
Eğer doğruysa, kesinlikle May ile konuşmalıydım. Hemen.
“May nerede?" diye sordum.
William, “İçeride, diğerleriyle birlikte oturuyor.”
Hızlı adımlarla odadan çıktım ve May’in yanına gittim. Sıkılmışa benziyordu ve açıkça masanın üzerinde uyukluyordu.
Beni görünce birden canlandı.
“Hey, merhaba.” dedi gülümseyerek.
“May, sana bir şey sorabilir miyim?” dedim karşısına otururken, gülümsemesine aynı şekilde karşılık vererek.
May, “Tabii ki, ne istersen sorabilirsin.”
“Lane ile karşılaştığında, sana tam olarak ne dedi?”
May birden ciddileşti, kaşlarını çatarak düşünmeye başladı. “Dedi ki, ‘Şimdi konuşamam May. Acele etmem lazım. Casus… Dikkat et, fakat tek kelime etme.’ Bir tek bunları söyledi.”
Başımı yavaşça salladım. “Senden sadece tek bir şey rica edeceğim May, lütfen bu konuya karışma. Biliyorum, Lane’in katilini benim kadar sen de bulmak istiyorsun. Ama lütfen, bana güven ve bu konuya karışma. Olur mu?”
May onaylarcasına başını salladı, “Anladım, bu konuya karışmayacağım. Ama bir şartla. Dikkatli olacağına söz vermelisin.”
İç çektim, “Tamam, dikkatli olacağım. Teşekkürler.”
Tabii dikkatli olurum May. Ama ölmeyeceğime söz vermiyorum, ha.
May gülümsedi, “İyi şanslar.”

“Lanet olsun!”
Bütün Suikastçılar salona toplanmıştı. Ben de alelacele giyindim ve koşar adımlarla salona gittim. Bütün herkes oradaydı, ters giden bir şeyler olmalıydı.
Clind aşırı sinirli görünüyordu, oldukça da telaşlı. “May. Öldürülmüş.”
Aniden beynimden vurulmuşa döndüm. Bu nasıl olabilirdi?
Hızlı adımlarla Clind’ın yanına gittim, “Mentor.” dedim ciddiyetle. Clind bana doğru döndü.
“Dün, onunla casus hakkında konuşmuştuk. Onun katilinin Lane’i öldüren kişiyle aynı kişi olduğunu düşünüyorum. Lane’in öldürülmesinin sebebi aramızda bir casusun olduğunu anlamasıydı ve bunu söylemeye gelirken öldürüldü. Lane ölmeden dakikalar önce aramızda bir casusun olduğunu May’e söylemişti. Şimdi o da öldürüldü.”
May’in cesedine yaklaştım, suikastçılar bana yol verdiler. Yaklaştıkça acı bir suçluluk duygusu kapladı içimi, fakat hemen ardından eğildim ve yaralarını kontrol ettim.
“Ayrıca cesede, aldığı yaraya bakınca bir suikastçının silahından yaralandığını rahatlıkla söyleyebilirsiniz. Eğer öyleyse casusun içeriden olduğunu bilmemizi istiyor, ama neden?”
Clind olduğu yerde duruyor, hiç kıpırdamıyordu, kaşları çatılmıştı.
 “Böyle kör olabildiğime cidden inanamıyorum.” diye homurdandım.
Eğer bunu daha önceden tahmin edebilseydim, bu olmayacaktı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder