Lane’in mezarına
son bir kez daha toprak attım ve küreği bırakarak ayağa kalktım.
Suratım hüzünlü bir
gülümsemeyle kaplandı, “Bu lanet hayattan bensiz kurtulmayı becerdin ya, helal
olsun sana Lane. Şimdi bana bakıp gülüyorsundur. Ama er ya da geç
karşılaşacağız kardeşim. Sana verdiğim sözü tutacağım.”
Arkamı döndüm ve
oradan uzaklaştım.
Ertesi sabah
William tekrar yanıma geldi. “Öğrendiklerimi duyman lazım.” dedi hızlı hızlı.
“Dinliyorum.” dedim
içimi çekerek.
William, “Lane’i
senden önce, yani ölmeden önce en son May görmüş. Bana anlattığına göre çok
acelesi varmış ve bir casustan bahsetmiş. Bahsettiği casusun Lane’i öldürmüş
olabileceği düşüncesinden de bahsetti. Hemen ardından duraksamadan yoluna devam
etmiş. Bir düşün, bir casus. Tapınakçılara
bilgi kaçıran bir casus. Katil bizden biri olmalı.”
Kaşlarımı çattım,
doğru olabilir miydi?
“Böyle mi
düşünüyorsun?” diye sordum kuşkuyla.
William başını
salladı, “Kesinlikle evet.”
Eğer doğruysa,
kesinlikle May ile konuşmalıydım. Hemen.
“May nerede?"
diye sordum.
William, “İçeride,
diğerleriyle birlikte oturuyor.”
Hızlı adımlarla
odadan çıktım ve May’in yanına gittim. Sıkılmışa benziyordu ve açıkça masanın
üzerinde uyukluyordu.
Beni görünce birden
canlandı.
“Hey, merhaba.” dedi
gülümseyerek.
“May, sana bir şey
sorabilir miyim?” dedim karşısına otururken, gülümsemesine aynı şekilde
karşılık vererek.
May, “Tabii ki, ne
istersen sorabilirsin.”
“Lane ile
karşılaştığında, sana tam olarak ne dedi?”
May birden
ciddileşti, kaşlarını çatarak düşünmeye başladı. “Dedi ki, ‘Şimdi konuşamam
May. Acele etmem lazım. Casus… Dikkat et, fakat tek kelime etme.’ Bir tek
bunları söyledi.”
Başımı yavaşça
salladım. “Senden sadece tek bir şey rica edeceğim May, lütfen bu konuya
karışma. Biliyorum, Lane’in katilini benim kadar sen de bulmak istiyorsun. Ama
lütfen, bana güven ve bu konuya karışma. Olur mu?”
May onaylarcasına
başını salladı, “Anladım, bu konuya karışmayacağım. Ama bir şartla. Dikkatli
olacağına söz vermelisin.”
İç çektim, “Tamam,
dikkatli olacağım. Teşekkürler.”
Tabii
dikkatli olurum May. Ama ölmeyeceğime söz vermiyorum, ha.
May gülümsedi, “İyi
şanslar.”
“Lanet olsun!”
Bütün Suikastçılar
salona toplanmıştı. Ben de alelacele giyindim ve koşar adımlarla salona gittim.
Bütün herkes oradaydı, ters giden bir şeyler olmalıydı.
Clind aşırı sinirli
görünüyordu, oldukça da telaşlı. “May. Öldürülmüş.”
Aniden beynimden
vurulmuşa döndüm. Bu nasıl olabilirdi?
Hızlı adımlarla
Clind’ın yanına gittim, “Mentor.” dedim ciddiyetle. Clind bana doğru döndü.
“Dün, onunla casus
hakkında konuşmuştuk. Onun katilinin Lane’i öldüren kişiyle aynı kişi olduğunu
düşünüyorum. Lane’in öldürülmesinin sebebi aramızda bir casusun olduğunu
anlamasıydı ve bunu söylemeye gelirken öldürüldü. Lane ölmeden dakikalar önce
aramızda bir casusun olduğunu May’e söylemişti. Şimdi o da öldürüldü.”
May’in cesedine
yaklaştım, suikastçılar bana yol verdiler. Yaklaştıkça acı bir suçluluk duygusu
kapladı içimi, fakat hemen ardından eğildim ve yaralarını kontrol ettim.
“Ayrıca cesede,
aldığı yaraya bakınca bir suikastçının silahından yaralandığını rahatlıkla söyleyebilirsiniz.
Eğer öyleyse casusun içeriden olduğunu bilmemizi istiyor, ama neden?”
Clind olduğu yerde
duruyor, hiç kıpırdamıyordu, kaşları çatılmıştı.
“Böyle kör olabildiğime cidden inanamıyorum.”
diye homurdandım.
Eğer bunu daha
önceden tahmin edebilseydim, bu olmayacaktı.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder