“Er ya da geç
katili bulacağız kardeşim.” dedi Clind, elini omzuma koydu. Clind’a baktım.
“Bunun farkındayım Mentor. Özür dilerim, fakat bu olayı ben kendim çözmeye
karar verdim.” Arkamı döndüm ve kapıya doğru yöneldim.
“Dur.” dedi Clind.
Kapıyı kapattım ve
Clind’a baktım. “ Bir neden söyle.”
“Söyleyemem. Senin
kaile alabileceğin bir neden söyleyemem. Ama burada kalmalı ve sana vardım
etmemize izin vermelisin. Biz bir aileyiz. Lane’in öcünü alacağız.”
“Alacağım. Ben.”
dedim yumuşakça. “Clind. Biliyorum, biz bir aileyiz. Burada hepimiz kardeş
sayılırız. Ama ben artık bunların olmasından bıktım.” dedim gülümseyerek.
“Lütfen, Mentor. Bu benim son görevim olacak.” dedim ve dışarı çıktım.
“Aklında ne vardı!”
William beni
omzumdan tuttu ve geri çekti, ona baktım.
William, “Nasıl böyle
bir şey söylersin!”
“Öyle söyledim
çünkü aynen öyle olacak. Bu olayı kendim çözeceğim dedim ya. Beni dinlemiyor
musunuz siz?”
William, “Ama
demiştin ki-“
“Yalandı.”
William dosdoğru
gözlerimin içine bakmaya başladı. “Bana daha önce hiç yalan söylememiştin. Sana
neler oluyor? Artık eskisi gibi değilsin.”
“Değiştim, William.
Artık o küçük kız değilim ben.”
William, “Bu halin
yerine, o küçük kızı yeğlerdim. O daha güvenilir biriydi. Onun içi saftı.”
“Ben bir katilim, William. Bir melek değil.”
William, “Ben de
öyle olduğunu söylemedim zaten.” dedi üzerine basa basa.
Ardından gözden kayboldu. Gök gürlüyordu,
yağmur yağacaktı besbelli. Ama yerimden
kımıldamadım. William’ın arkasından bakakaldım. Art arda şimşekler çaktı, hemen
ardından da yağmur çöktü. Yaşların kapüşonumun ardında yanaklarımı ıslattığını
hissettim. Ağladığımı sır gibi saklayan yağmura teşekkür ettim ve bomboş
sokakta sessizce yürümeye başladım.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder