Sığınağın çatısına
oturmuş, gökyüzünü seyrediyordum. Bu gün başka iş almadığımdan, sonunda
düşünebilecek birkaç saatim olmuştu. Biri yanıma oturduğunda pek umursamadım.
“Sana yardım
edeceğim.” dedi yanımdaki. Kimseden yardım almak istemiyordum. Bu işi kendi
başıma halletmek istiyorum.
“Hayır.”.
“Senden izin
isteyen kim? Yardım edeceğim dedim. O
kadar.” dedi, ısrarla diretmeye devam ediyordu. Ona baktım, “William, lütfen.
Bu konuda birinden yarım almak istediğim son şey. Daha fazla ısrar etmemeni
rica ediyorum senden.”
William kaşlarını
çattı, “Ama sen istediğin konuya karışabilir, istediğin kişiye yardım
edebilirsin, öyle mi?”
“Hayır ve evet.”
William, “Peki beni
senden ayıran şey ne?”
“Senin bir adın
var. Senin bir ailen var. Senin dostların var. Senin var olduğun neredeyse
herkes tarafından biliniyor. Sen bir erkeksin. Daha sayayım mı?” dedim tek
kaşımı kaldırırken.
William
sabırsızlıkla içini çekti. Kabul, bazen cidden sinir bozucu konuşmalar
yapabiliyorum.“Ah lütfen.. O anlamda sormadığımı biliyorsun.”
“Olabilir.”
William, “Seninle
hiç sohbet edilmiyor.”
“Mümkün.” dedim ve
başımı tekrar gökyüzüne çevirdim, kaşlarımı çattım. İçimde büyüyen kaynağı
belirsiz öfkeyi hissedebiliyordum, yumruklarımı sıktım. Sakin olmalıydım.
William, “Bak. Sana
yardım etmeye çalışıyorum. Ama senin umurunda bile değil!” dedi sesindeki
anlaşılır bıkkınlıkla. “Suikastçılara katıldığımdan beri seninle aramı iyi
tutmaya, sana yardım etmeye çalışıyorum. Elimden geleni yaptığım halde senden
en ufak tepki alamıyorum! Ah Tanrım, bıktım artık!”
Sinirimi
bastıramayarak ona döndüm, içimdeki öfkenin düşüncelerimi kapladığını
hissedebiliyordum. Ben de bir şeylerden bıkmıştım artık. “Benim için kolay
olduğunu mu zannediyorsun?” dedim öfkeyle. “Sence benim için her şey kolay mı?
Sürekli etrafımda birilerinin yok olmasından, zarar görmelerinden, ölmelerinden
hoşnut olduğumu mu düşünüyorsun?!” sesim yükselmişti.
Gözlerimden istemsizce
taşan yaşları sildim. “Daima bir şeyler ters gidiyor, ne zaman birini sevsem,
değer versem başına bir şeyler geliyor.” diye inledim. Öfke birden sönmüş,
yerini acı almıştı. Boğazıma oturan yumruyu hissediyordum, bu kadar hassas
olmama lanet ettim. “Ben de bıktım artık, biliyor musun? Git.”
“Sakin ol, lütfen.
Sakin ol ve beni dinle. Özür dilerim. Gerçekten çok üzgünüm. Haklısın, sinirli
ve yıkılmış durumda olduğunun farkındayım, fakat ben kendi başımın çaresine
bakabilirim. Benim için endişelenmemelisin.” dedi William. Sesi fazlasıyla yumuşaktı.
“Lane de öyle
demişti William. Peki, sağ salim döndü mü? Hayır.”
William, “Ben Lane
değilim.”
“Öyle olduğunu
söylemedim zaten.”
Hafifçe içimi çektim,
asla kurtulamayacaktım bu çocuktan. “Tamam, ne istiyorsan onu yap, William. Ama
unutma, sebebi ben olmayacağım.”
William sırıttı,
“Keşke hep böyle olsan.”
“Rüyanda görürsün.”
William, “Desene, o
zaman bütün gün uyumam gerekecek?”
“Git başımdan.”
dedim dişlerimi sıkarak.
“Peki.” dedi
gülerek ve yanımdan uzaklaştı.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder