Karanlık.
Soğuk.
Belli belirsiz
sesler duyuyordum. Bağrışmalar, konuşmalar. Fakat hareket edemiyordum. Nerede
olduğumu bilmiyordum. Sadece karanlık vardı. Üşüyordum, fakat üşümek gibi de
değildi. Garip bir histi. Seslere odaklanmaya çalışıyordum, ama yapamıyordum.
Ellerimi hareket ettirmeye çalıştım. Yalnızca ufak bir hareket. Parmağını
oynat.. Ama başaramadım. Pes ettim ve karanlığa göz yumdum.
Suikastçı öfkeyle bana döndü.
“Onun nabzını kontrol etmediniz mi?! Sizi şapşallar!” diye bağırdı. “Eğer biraz
daha geç kalsaydık kan kaybından ölebilirdi! Gerçi kesin konuşmamak lazım ya.”
Suikastçının yanına koştum ve ben de nabzını kontrol ettim. “O... Nefes alıyor!
O yaşıyor! Bu imkânsız, Tanrım, olanaksız! O... O ölmüştü!” dedim şaşkınlıkla.
“O… O yaşıyor..” Gözlerimden yaşlar süzüldü. “Yaşıyor!..”
13
Yıl Sonra.
Cesetlerden birinin üstüne
bastım. “Demek kardeşimi kaçırmışlar.” Dedim gülerek. “Demek bizi tehdit
ediyorlar!” Kılıcımı çektim. “Demek onu öldüreceklermiş, ha?” Kahkaha attım. “Geliyorum,
kolaysa öldürün lan ikimizi de!” Kapıya tekme atarak açtım. İçerideki
tapınakçılar şaşkınlıkla bana baktılar. Sonra saldırmaya yeltendiler. Bir
tanesi bana hançerini saplamaya çalıştı. Öfkeyle bağırdım ve adamın kafasını
vücudundan ayırdım. Bana doğru gelen birine tekme attım, ardından bir diğerinin
kafasına kılıcımı geçirdim, yere düşenin de kafasını ayağımla ezdim. Kılıcımı
adamın kafasından çıkardım, eğildim ve yerde duran cesetlerden birinin
kıyafetiyle kılıcımdaki kanı temizledim. “Pislikler!” diye bağırdım. “Kardeşim
nerede aşağılık herifler! Kardeşim nerede sizi pislikler?!” Seslerin geldiği
yere gittim ve koridorun sonunda bir odaya rastladım. Kapının yanında biri daha
vardı. Sessizce fırlatma bıçaklarımdan birini çıkardım ve saklandığım yerden
çıkarak adamın kafasına fırlattım. Adam ne olduğunu bile anlayamadan bir un
çuvalı misali yere yığıldı. Adamın yanına gidip kapıyı hafifçe araladım, ses
çıkarmadan içeri baktım. Fakat bir tapınakçı tam önümde duruyordu. Neyse ki
sırtı bana dönüktü. Elimle ağzını ve burnunu kapatıp kendime doğru çektim. Adam
birkaç saniye çırpındıktan sonra hareketsiz kaldı. Onu diğer adamın yanına
bıraktım. Tekrar bakıp kardeşimi gördüğümde yavaşça içeri girdim. Kardeşim bir
sandalyeye bağlıydı ve her yeri kan içindeydi. Önünde bir adam vardı. Adam
gözümün önünde kardeşime yumruk attı. Kardeşim neredeyse sandalyeyle birlikte
yere devriliyordu. Kaşlarımı çattım. Hançerimi çıkardım ve sessizce adama
yaklaştım. Birden adamın ağzını kapadım ve kendime çektim. “Geber, pislik” diye
fısıldadım ve hançeri boğazına gömdüm. Adamdan zayıf bir inleme duyuldu ve
bırakmamla yere yığıldı. Hemen kardeşimin yanına çömeldim. Sandalyede baygın
bir şekilde yatıyordu. Elimdeki hançerle ipleri çözdüm ve suratına baktım.
Suratı şişlikler ve morluklarla doluydu, bazı yaralar yeniydi. Ve hala
kanıyorlardı. Fakat benim dikkatimi çeken başla bir şeydi. O nefes almıyor
muydu? Kaşlarımı çatarak nabzına baktım. Çok şükür ki nabzı atıyordu, ama
yavaşlamıştı. Onu kucağıma alırken birden kolumu tuttu. Şaşkınlıkla ona baktım.
“Charlotte.” Dedi. “Efendim Chris?” diye cevap verdim. “Ben..” dedi.
“Yetişemezin. Çok fazla..” dedi ve birden kan kusmaya başladı. Hemen onu
sandalyeye geri koydum. “Neyin var?” dedim. Başını geriye attı ve eliyle
karnında bir bölgeyi tuttu. Elinin olduğu bölgede kan lekeleri koyulaşıyordu.
Dikkatli bakınca orada bir yara olduğu da anlaşılıyordu. “Lanet olsun Chris.”
Dedim sessizce. Nazikçe elini çektim ve yaraya daha dikkatli bakabilmek için
kumaşı yavaşça sıyırdım. Yara çok derindi ve Chris ciddi derecede kan
kaybetmişti. Ve galiba haklıydı. “Hayır..” diye mırıldandım. “Sana bunu.. Kim
yaptı?” dedim dişlerimi sıkarak. “Onu çoktan öldürdün..” diye mırıldandı.
Başımı çevirdim. Bunu kabullenemezdim. Tanrım, kabullenmeyecektim! Kapının ardından
ayak sesleri gelmeye başlamıştı. “Gelin!” diye bağırdım. “Buradayız, sizi
şapşallar!” Ayak sesleri doğrudan buraya yöneldi. Chris elimi tuttu. “Ne
yapıyorsun?” Ona sessiz olmasını söyledim. Ve bir bomba çıkardım. “Buradan
birlikte çıkacağız Chris. Canlı bir şekilde. Eğer bir terslik olursa.. Eminim
ki orası çok daha güzel bir yerdir.” Dedim. Christopher zar zor, “Hayır..” diye
mırıldandı. “Beni bırak.. Sen git..” Ona gülümsedim. “Asla kardeşim.” O sırada
kapı ardına kadar açıldı ve içeri Tapınakçılar doluştu. “Sizi bulduk.” Dedi
tapınakçılardan biri.” Ona baktım ve gülümsemeye devam ettim. “Aferin.” Dedim
alaylı bir tonda. Tapınakçı sinirlendi ve kılıcını çekip bize yaklaştı. “Son
sözlerinizi duyalım?” dedi. “Son sözlerimiz mi?…” dedim yavaşça. Bombanın
pimini çektim. “Son sözlerimiz..” Bombayı yavaşça tapınakçının ayağının dibine
bıraktım.
“Elveda.” diye fısıldadım.
Merhaba! :) Evet, hikaye fazla uzamadan sona erdi. Evet, çok çabuk oldu.. Ama devamı gelecek! Burada değil ancak. Sonraki tarihlerde kitap raflarında görebilme gibi bir olasılığımız var... Ve bu gerçekten çok heyecan verici! Beni bu konuda desteklediğiniz ve buralara kadar getidiğiniz için, hikayeye önerilerde bulunduğunuz ve bu süreç içerisinde daima yanımda olduğunuz için hepinize minnettarım.. Çok teşekkür ederim! Sağlıcakla kalın. :)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder